belgin-doruk-kimdir

Güle güle Küçük Hanımefendi… Güle güle Belgin Doruk…

Belgin Doruk kimdir?

Türk Sineması’na 25 yıl emek veren, 60’lı yılların bir numaralı starı Belgin Doruk, önceki gece saat 02.00’de kalp yetmezliğinden yaşama veda etti. Bir süredir kalbinin sıkıştığından şikayet eden 58 yaşındaki sanatçı, geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz bir başka büyük oyuncu Sadri Alışık‘ın ölümünden dolayı oldukça sarsılmıştı. Uzun yıllar önce, 14 yaşından itibaren en iyi arkadaşı olan Ayhan Işık‘ı kaybeden ve acısını hep yüreğinde duyan sanatçı, Sadri Baba’nın ölümünden sonra bir kez daha yıkıldı. Çevirdiği “Küçük Hanımefendi” serisinden dolayı hep bu isimle anılan ve Türk Sineması’nın “Küçük Hanımefendi’si” olarak bilinen Belgin Doruk, on yıl boyunca çekildiği inzivadan sonra yaklaşık iki yıl önce bu sessizliğini bozmuştu.

Çok kilo aldı

belgin-doruk-ile-torunu
Belgin Doruk için kızı Gül’ün çocukları en sevdiği varlıklardı. Torunları Deniz ve Can’la neşesine kavuşuyor, mutluluğu tadıyordu.

Aldığı kilolar ve yaşadığı bunalımlar yüzünden on yıl boyunca Aşiyan’daki evine kapanan, insan içine çıkmayan, özellikle de basına kapılarını sımsıkı kapayan sevilen sanatçı, son iki yıldır kabuğundan çıkmıştı. En büyük korkusu ise yaşam öyküsünden oluşacak kitabı görememekti. Gazeteci Bircan Usallı Silan ise, sanatçının bu isteğini vasiyet olarak kabul ettiğini ve en kısa zamanda kitabı yazacağını söylüyor.

1952 yılında sinemaya geçen ve 150 civarında film çeviren Belgin Doruk, 1953 yılında Avrupa Güzellik Yarışması’nda Türkiye’yi temsil etmişti. 1954-1961 yılları arasında yönetmen Faruk Kenç ile bir evlilik yapan Doruk’un, bu evlilikten Gül adında bir kızı var. 1962 yılında evlendiği ikinci eşi Özdemir Birsel‘le evliliğinden doğan oğlu Aydın ise yurt dışında bulunuyor.

Kirpiğinin gölgesi bile güzel

zeki-muren-belgin-doruk
Belgin Doruk, sanat güneşimiz Zeki Müren ile de birkaç film çevirmişti.

Birlikte film çevirdiği Zeki Müren‘in, “Burnunun ucundan kirpiğinin gölgesine kadar güzel…” dediği bu unutulmaz kadın, son yıllarda aldığı aşırı kilolar yüzünden bunalıma girmişti. Sinemaseverlerin gözünde hep o “Küçük Hanımefendi” olarak kalmak istediği için son yıllarda evinden dışarı çıkmıyordu. Tombul teyze olmayı kabullendikten sonra ise kendini daha iyi hissettiğini ve yaşamdan Polyanna iyi niyetiyle zevk aldığını söyleyen Belgin Doruk, yine de kırılgan bir kristal bebek gibiydi.

Bazı Belgin Doruk filmleri

70’lerden sonra meslek hayatındaki inişlerden dolayı başlayan ve intihar girişimine kadar sürükleyen bunalımlar onu, kendi yaşıtları olgunluk döneminin meyvelerini toplarken sinemadan kaçırıverdi. Oysa “Küçük Hanımefendi” serisi dışında, “Öldüren Şehir”, “Yeşil Köşkün Lambası”, “Yaz Yağmuru”, “Şoförler Kralı”, “Kırık Hayatlar”, “Aşka Karşı Gelinmez”, “Bozuk Düzen”, “Güzel Bir Gün İçin”, “Kırık Plak“, “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”, “Gönül Meyhanesi” gibi unutulmaz filmler çekti.

ayhan-isik-kucuk-hanimefendi
Türk Sineması’nın en çok yakışan çiftlerinden biri olarak gösterilen Ayhan Işık ve Belgin Doruk…

Küçük Hanımefendi efsanesi

Yaklaşık 25 kadar film çektiği Ayhan Işık ile çok güzel bir çift oluşturan Belgin Doruk, Ekrem Bora, Göksel Arsoy gibi dönemin diğer jönleriyle birlikte de rol aldı. Belgin Doruk simsiyah iri gözleri, bu güzel gözleri gölgelendiren uzun kirpikleri ve yanağındaki beniyle Türk Sineması’nın en çekici kadınlarından olmasına rağmen, taşıdığı masumiyetle hep “Küçük Hanımefendi” olarak kalacak. Çağdaş sinema seyircisinin çoğu zaman yapay ve ilkel bulduğu o siyah-beyaz Türk filmlerinin aslında çok duygusal sahnelerindeki “Küçük Hanımefendi” olarak…

kucuk-hanimefendi
Türk Sineması’nın kraliçesi ne yazık ki meslek yaşamındaki iniş-çıkışlar başlayınca gücünü ve azmini kaybetti. Çektiği 150’den fazla film ve ödüller de onu içine düştüğü bunalımdan kurtaramadı.

Geçmişte yapılan bir röportajda verdiği bilgiler doğrultusunda Belgin Doruk’un en’leri

En çok korktuğu; “Hasta olmak. Hasta olursam kitap okuyamam ve çevremdekileri üzerim diye korkuyorum.”
En büyük özlemi; “Gemiyle bir dünya seyahati. Kimbilir belki günün birinde gerçekleşir…”
En çok özlediği; “Yeşilköy’deki genç kızlık anılarım…”
En çok hoşlandığı; “Kitap okumak. Çünkü beni hayata bağlayan şey, kitaplar ve dergiler oldu…”
En sevdiği yaşam tarzı; “Şık, kaliteli ve zarif…”
Kaybetmekten en çok korktuğu; “Yaşama sevinci ve anılarım…”

27 Mart 1995 – Hürriyet

 

Daha Fazla İlgili Makale Yükle
Load More By Haber Servisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir