orhan-veli-kanik

Orhan Veli Kanık’ın ölümünün ardından, gazeteci yazar Nahid Sırrı Örik’in 1950 yılında Milliyet Gazetesi’nde yayımladığı köşe yazısı…

Orhan Veli Kanık’ın pek vakitsiz ve pek biçimsiz ölümü beni hakikaten mütees­sir etti. Kendisini tesadüfen tanımış ve o zaman sahiple­rinden bulunduğum bir mecmua sütunlarında ilk şiirle­rini neşretmesine ben dela­let etmiştim. Bu keyfiyet onunla arkadaş olmamızı te­min etmedi. Mizaçlarımız çok farklıydı ve Orhan Veli dostluğunu kendileriyle tamamen anlaşabileceği kimselere hasreder, onların dışındakilerle konuşmağı da asgariye indirirdi.

Kusursuz, fakat hayli yüksekte kalmağı iltizam eden, haylice de müstehzi bir neza­keti vardı. Kendisinin ilk şiirleriyle beraber iki arkada­şının, Oktay Rifat’la Melih Cevdet’in şiirlerini de gör­müş, işaret ettiğim mecmuanın müdürüne onları da ver­miştim. O delâletten bugüne kadar geçen zaman arasında Türk şiiri yeni bir şekle girmiş, hududu genişlemiş, eda­sı tamamen değişmiştir.

Yeni nesil içinde artık hiç kimse Faruk Nafiz gibi yaz­mıyor. On yılı pek de aşkın bulunmayan bir zaman Fa­ruk Nafiz’i ve arkadaşlarını hemen hemen Namık Kemal­ ile bir hizaya sürdü. Bu, iyi mi oldu? İyi olup olmadığı müstakil bir konu fakat böyle olduğu muhakkaktır. Yâni buna ister sevinelim, ister müteessir olalım, Türk şiirinin son yıllarına Orhan Veli hâkim oldu ve bu şiirin başında o göründü.

orhan-veli-kanik-kimdirHemen ilâve edeyim ki, buna rağmen kendisini daima Oktay’dan, Melih Cevdet’ten ve hattâ daha başka bazı arkadaşlarından yüksek saymış değilim. Bu son şairler arasında meselâ Bedri Rahmi’nin birkaç şiiri kalbimde Or­han Veli’ye kapalı kalmış bazı yollar bulmamış değildir. Şu kadar ki,  Orhan Veli dikkat ve alâkayı üzerine herkesten çok çekmeği bildi. Ve esasında pek güzel olmadığını kabul ettiği için tuvaletini tamamlamadan hiç kimseye, hattâ en yakınlarına görünmemeğe şiddetle itina eden bir kadın gibi, dikkat ve emeğinin âzamisini harcama­dan, uzun veya kısa hiçbir eser vermedi.  Şöylece hazırlanıvermiş zannı hâsıl eden bütün şiirleri gayetle sabırlı çalışmaların mahsulüdür. Çoşkun bir şair, ilhamı bol bir şair değildi fakat zevki ku­sursuz ve ölçüsü fevkalâde idi.

Bize getirdiği yenilikler kendinden değildi

Söyliyeceğini o ölçüye gö­re harikulâde denebilecek bir isabetle söylemiştir. Tasvirlerinde bir kelimeyi at­mak, değiştirmek kabil de­ğildir. Arûzla heceye tamamen hâkim olduğu için şüphesiz ki, eski şekillere sadık kala­rak da kendini tanıyabilir ve o takdirde, uğramış olduğu hücumlardan ve istihzalardan masun kalırdı. Ancak buna mukabil, bu şöhreti de mu­hakkak ki elde edemezdi. “Yazık oldu Süleyman Efen­diye!” edebiyatımızın son meşhur beyti, hayatta müsta­kil bir varlığa sahip olan son hikmetimizdir. Orhan Veli meşhur oluşunu büyük bir nisbette garip oluşuna veya öyle görünüşüne borçludur.

Bununla beraber, bize getirdiği yenilikleri, şekil ve eda­yı hiç de icat etmiş değildi. Bunlar başka memleketlerde mevcut şeylerdi. Bu cihet düşünülünce, Or­han Veli’ye edebiyat tarihimizde vereceğimiz yer azalmıyor değil. Nihayet garp mataını bize süren bir komisyoncu oluyor ve bir zümrenin başında görünüşü de biraz kurnazlıkla öne geçişinden, kendini daha iyi satışından ileri geliyor. Fakat şüphesiz ki, bunlar da birer muvaffakiyet. Mensup bulunduğu zümre arasında mademki kendisi başta göründü, baş olarak onu kabul etmeğe mecburuz. Arkadaşlarının verdikleri arasında daha güzel şey­lere rastlasak dahi onların hiçbiri, şöhretini Orhan Veli’ninki derecesinde geniş bir hududa yayamamıştır.

orhan-veli

Geniş bir hudut; ancak bir tarafını Süleyman Efendi’nin nasırlı ayak parmağı, öbür tarafını da içinde balık bulunan rakı şişesi tâyin etmekte. Şu kadar ki, dünkü şairler şöhretlerinin hudutlarına böyle nöbetçiler istemezlerdi. Evet! Orhan Veli meşhur olmuş fakat şöhretinin nev’i bir hayli garip kalmıştır. İlâve ede­yim ki, bundaki sebeplerin bir mühimmi de Orhan Ve­li’nin birtakım zaif mukallidlerinin şiir diye sundukları saçma şeylerdir. Her şeyden bahsedilebileceği ve dilenen şeyin istenen şekilde söylenebileceği hususunda fetva elde eden âcizler ve zevzekler en ehemmiyetsiz şeylerden bahsetmeğe kendilerinde cür’et bulmuşlar, dün akşam yedik­leri barbunya plâkisinden midelerinin bozulduğunu geyire geyire bildirebilmişlerdir. Kaleminden çıkmış birkaç manzumeyi Türk şiiri antolojile­rinden çıkarmağa imkân ol­mayan Orhan Veli, şiir dün­yamızda hüküm süren anarşinin ve kuru gürültünün mes’ullerinden biridir de…

Mütercim Orhan Veli

Orhan’ın nesri de güzel, canlı ve hareketliydi. Pek az ne­sir yazmış fakat bilhassa şi­ir hakkındaki fikir ve düşüncelerini birkaç olgun makalede teşrih ve hülâsa etmiştir. Nihayet, kendisine mütercim sıfatiyle de bir yer vermek lâzımdır. Fransızca’yı bazı mezunların ancak  “Koman falevu” demeği öğrenebildikleri lise imkânları içinde elde etmişti, herhalde yazamaz ve belki konuşamazdı.

Buna rağmen bu işte en kıdemli ve salahiyetli sayılanları da hayran edecek kadar muvaffakiyetli tercümeleri vardır ki, La Fontaine Masalları işte bunlardandır. Şiirinin sesi bir nasırla bir şişe arasındaki âlemi belki açmıyacak, şiiriyle halk ettiği mahlûkatın en mühimmi belki “Vesikalı yar’ı” kalacaktı.

Türk şiirindeki yerini almış ve ihtimal ki,  rolünü de bitirmişti. Fakat pek temiz dili ve şairliğinden gelen çok derin sezişleriyle bi­ze birçok klâsik garp eserini kazandıracağında şüphe yok­tu. Yaşı daha kırkından uzakken, amiyane tâbiriyle böyle pisipisine, sade rakı değil fa­kat bütün alkollü nesnelerin şişelerinde balık olmak ihtirasiyle kendini israf ettikten sonra ölüp gidişi cidden hazindir. San’at ve fikir hayatı­mız için hakikî bir talihsiz­liktir! Allah rahmet etsin…

Nahid Sırrı Örik
26.11.1950 – Milliyet

Not; Bu yazı, büyük şair Orhan Veli’nin ölümünden 12 gün sonra yayımlanmıştır.

Daha Fazla İlgili Makale Yükle
Load More By Haber Servisi

4 Yorumlar

  1. […] Şiir, öykü, eleştiri, vb. alanlarda yerli ve yabancı birçok yazarı Türk okurlarına ilk tanıtan hep Yaşar Nabi olmuştur. Türk Dil Kurumu’yla M.E.B. Tercüme Bürosu’ndaki çalışmaları da yazınsal alandaki katkıları içinde önemli bir yer tutan Yaşar Nabi’nin şairliğine küçük bir örnek “Bekliyorum” başlıklı şiirinden; […]

    Yanıt Ver

  2. […] olan bitenleri pırıl pırıl hatırlıyordu. Hafızasında Türkçe, Farsça, Arapça, Fransızca şiirler […]

    Yanıt Ver

  3. […] şairler köşe başı yazıcıları değildir. Sırlarını, aşk­larını, emellerini birer rumuzla ifade […]

    Yanıt Ver

  4. […] uzunçalarında Aşık Mahzuni‘nin, Orhan Veli‘nin, Tahsin Saraç‘ın dizelerine yer veren Akbayram, bestelerin de Murat […]

    Yanıt Ver

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunu da Kontrol Edin

Bizimkiler Dizisinde Oyuncu Değişikliği

Bizimkiler’de Cihat Tamer yerine bundan sonra Engin Şenkan’ı izleyeceğiz. Engi…