dede-efendi

Gazeteci yazar Hakkı Süha Gezgin’in, 1941 yılında “Dede Efendi Konseri” başlığı ile Vakit Gazetesi’nde yayınlanan köşe yazısı…

Türk şiiri, Türkçe doğar, Türkçe söylenir. Türk Musikisi de, Türk nağmelerinden, Türk hançeresinin hususiyetlerini gösteren, Türk ruhunun ufuklarını seyrettiren ses terkiplerinden doğar. Şiirde dil ne ise, musikide de beste odur.

Dede Efendi konserinin hissettirdikleri;
Türk faslına keman girebilir, klarnet ve saksafon girebilir. Tıpkı Türk’ün frak giymesi gibi… Frak, Türk gövdesine hiç bir değişiklik veremez. Üstünde ister börk, ister burma sarık, isterse silindir şapka olsun, yüzün çizgileri, gözün rengi değişir mi?

Musiki bahsinde çok kere yanıldık. Bazı eserleri “armonize” etmeğe çalıştık. “Armoni”yi, “ kontr puvan”ı, “füğ”ü, keman, flüt ve saksafon gibi kullanmak istedik. Halbuki armoni bir potadır, eritir. Armoni, erittiği şeyi kalıplara döker. Bambaşka bir şey yapar.

Alafrangacıların bu yanlış görüşlerine, az kaldı, Türk Musikisi kurban gidiyordu. Bereket versin, millet, kendi malına dört elle sarıldı da musikimizi tarihe gömülmekten kurtardı.

Dede Efendi konseri, halk iradesinin zaferidir

hammamizade-ismail-dede-efendiGeçen gün belediye gazinosunda dinlediğimiz “Dede Efendi” konseri, işte böyle bir halk iradesinin zaferidir. Dede Efendi konserine “ferahfeza” makamiyle başlanmasında güzel bir incelik vardı. Çünkü bu makamı o yaratmış, o süslemiş, o bu makamı birçok nağme âbidelerinin anası haline koymuştu.

“Pişrev”e girilince, hava, ansızın içinde çakan dehâya biat etmiş gibi titredi. Her batuta, bir başka güzelliği genişlete genişlete bir nağmeler engini açıyordu. Perdeler söz oluyor, tirillerle nabızlanarak, çarpmalarla hıçkırarak İlâhî bir lisanla konuşuyordu. Gürleyen, yalvaran, seven, okşayan nağmeler, bir duygu ve hayal mahyası gibi başlarımız üstünde sallandı durdu.

Ferahfeza beste, yine aynı makamdan yürük semai, bize Türk ikamın çeşit bolluğunu tattırdı. Türk musikisinde ifade olmadığım söyliyenler, kendi sağırlıklarına ağlasınlar. Dede Efendi, bu eserine kucak gibi açılan, çiçek gibi koklanan ve ışık gibi dağılan hulâsa baştan başa ruh ve duygu olan nağmeler koymuştu.

Bir cümlede vecdinden semaa ederken, ötekinde gönül ufuklarını uçtan uca aşan ses şahapları uçuruyor. “Tahir buselik” ağır semai ve “zülfündedir…” şarkısı ile ferahfeza makamı arasındaki boşluğa kemanı Sadi’nin taksimi, sanatlı bir köprü kurdu.
Ferahfezadan Tahir buseliğe, birbirine güç kaynayan makamları yoklaya yoklaya inişi gerçekten güzeldi. Hattâ “saba”ya girmekten bile çekinmedi. “Muhayyer”de kuvvetlenerek, kulakları buseliğe alıştıra alıştıra hedefine vardı.

Bu gönül sarhoşluğu, yarın vecid makamına da çıkacaktır

“Gülizar” köçekçeler, o senfonileri andıran azametli terkiplerden sonra, tehlikeli olabilirdi. Fakat Dede Efendi, şuhluğa da asaletli ve muhteşem bir eda veriyor. Orada dinlediğimiz icrakârlar kadrosu henüz yenidir. Hiç beraber çalmamış sanatkârlar, sazda kolay kolay kaynaşmazlar.

Faslın biraz ürkek bir hali vardı. Fakat az vakitte bu tereddütlü tutukluk geçecek ve herkes sazının bütün ses kabiliyetini ortaya koyacaktır. Akordun pes oluşu da galiba bu yüzden. Seçme sanatkârlar arasında acaba niçin “mansur” akordu kabul edilmiyor? Fasıl, bu sayede “nısfiye” den kurtulur ve “ney”e kavuşmuş olurdu.

Okuyuculara “la normal” dik geliyorsa, bir Oktav peşinden söyleyebilirler. Umarız, ki dünki bu kadar güzel ve yüksek bir musikiyle bizi mest edenler, bu gönül sarhoşluğunu yarın, vecid mertebesine de çıkarırlar.

Hakkı Süha Gezgin
26 Eylül 1941 – Vakit

Kısaca Dede Efendi kimdir?

1778-1846 yılları arasında yaşamış olan Hammamizade İsmail Dede Efendi, Mevlevi çilesini doldurduktan sonra “Dede” olmuştur. Yaptığı bestelerle Sultan 3. Selim’in dikkatini cezbeden Dede Efendi, 2. Mahmud ve Abdulmecid tarafından da korunmuştur. İstanbul’da doğan Dede Efendi, hacca giderken yolda koleraya tutularak 1946 senesinde vefat etmiştir.

Daha Fazla İlgili Makale Yükle
Load More By Haber Servisi

2 Yorumlar

  1. […] vesileyle sık sık geldi. İzmir’de ve İstanbul’da kaldı, konserler verdi, eski arkadaşları ve yeni edindiği dostlarıyla gezip tozmaktan, oturup konuşmaktan daima […]

    Yanıt Ver

  2. […] Konserin ilk bölümünde Erkin Koray ve Yeraltı Dörtlüsü, Cream, Jethro Tull ve Pink Floyd‘dan çeşitli parçalar çaldı. […]

    Yanıt Ver

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir