cem-karaca

Elvis Presley’den Emrah’a uzanan “ince uzun yol’un” yolcusu; Cem Karaca

“İstanbullu olarak ‘kıro’ dediğimiz, ‘hanzo’ dediğimiz, hiçbir şeyden anlamaz sandığımız bir Anadolu insanı almış eline bağlamasını; “anam, anaaam” diyerek bir başladı… Benim hislerimi 12’den yakalayıp anlatan o müzikti işte…”

Sayın Cem Karaca, yurtdışında bu sefer mecburi olarak kaç sene geçirdiniz?

“Yedi sene, beş ay ve 11 gün tam olarak. Çünkü ben 12 Eylül’den 9 ay önce çıkmıştım yurtdışına.”

Hangi nedenle gitmiştiniz?

“Artık burada şarkılarımı söyleyemiyordum. Muhtelif Anadolu konserlerine gidiyorduk. O konserlerde muhtelif sol fraksiyonlar gelip benden kendi fraksiyonel çizgilerinin onlara göre izdüşümü olan şarkılar istiyorlardı. Mesela benim şarkımın içerisinde “halk” kelimesinin geçmesi belli bir grubu havalandırırken, başka bir grup, “halk yok, halklar vardır” teması üzerine slogan yarışına giriyorlardı. Ben şunu saptadım; bana göre, birtakım çok sağlıklı şeyler ürettiği kanaatini beslemediğim bir sanatçı bacağının arasına alıyor bağlamasını, bağlama çalmaktan bihaber…

Efendime söyleyeyim; “kahrolsun Amerika” diyordu. Salon alkıştan yıkılıyordu. Oysa ben oturup çok sesli nasıl yaparım bunu, türkünün özünü kaybetmeden nasıl batı sazlarıyla doğu sazlarını kaynaştırarak akıllı bir sentez yaparım gibi birtakım sanatsal ve estetik kaygılarla birtakım şeyler üretmeye çalışırken, bakıyordum ki, bunu yapmaya gerek kalmıyor.

Sanat bu değil

cem-karaca-ile-roportajSahneye, çıkıp “kahrolsun Amerika, kahrolsun Sovyet Rusya” yahut “kahrolsun emperyalizm” demek şarkının içinde, bir etki yaratıyordu insanlarda ve insanlar bunu dinliyorlardı. Tabii bu bir sanatçı olarak beni birtakım sorularla karşı karşıya bıraktı. Ben enstrümanını iyi kullanmasını beceremeyen bir sanatçının bırakın devrimci olmasını, hiçbir şey olamayacağına inanıyorum. Ben devrimci bir sanatçı olmak için, bir sürü devrimci savını taşımayan sanatçıdan daha iyi bir sanatçı olmak zorundaydım ki kitleye belli bir mesaj iletebileyim.”

Cem Karaca bu noktaya nasıl gelmişti? Ben sizi çok eskiden tanıyorum. İşe eğlence müziğiyle, rock’n rolllarla başlamıştınız…

“Ben müziğe Robert Koleji’nde öğrenciyken başladım. Dünyaya yavaş yavaş hakim olan Amerikan müziğini birinci elden dinleyebildiğimiz bir okuldu 60’lı yılların başlarında. Derken 65’e kadar ben, İngilizce de bildiğim için rock’n roll etkisinde kalarak bir papağan gibi bu temin ettiğim plakları dinleyip, sözlerini çıkararak çalmaya başladım. O zaman diskotek furyası yoktu, müzik canlı yapılırdı. Biz İlhan Gençer’in Çatı’sında şova çıkardık.”

Cem Karaca’nın Elvis’ten Karacaoğlan çizgisine gelişi

Sonra Cem Karaca’nın değişimi nasıl başladı?

“65’te askere gittim ve çok yadırgatıcı bir durum bu benim için. İstanbul’dan Antakya’nın Jandarma Er Eğitim Alayına paldır küldür binmiştim. Saçlar kesilmiş, 3 günlük de evliyim. Alayın arkasında bir dağ vardı hiç unutmam. Güneş o dağa vura vura batardı. İstanbul gözümde tütüyor, karım gözümde tütüyor. Diyorum ‘ne işim var burada’… Doluyum, ağlamaya çeyrek kala bir haldeyim. O güneş de o dağı bir boyuyor batarken. Nasıl bozuğum. Derken uzaktan bir bağlama sesi duydum. O güne kadar İstanbullu olarak ‘kıro’ dediğimiz ‘hanzo’ dediğimiz, hiçbir şeyden anlamaz sandığımız Anadolu insanlarından biri almış eline bağlamasını, “anam, anaaam” diyerek bir başladı… Benim o andaki hislerimi tam 12’den yakalayıp anlatan o müzikti işte!

Ben o zaman yaşadığım coğrafyanın farkına vardım. İçimden bir sesin “işte sen busun” dediğini hissettim. O zaman kafamda bir şimşek çaktı. Robert Koleji’nde Elvis Presley’in ağzından seslendirdiğimiz şeylerin yerine ilk olarak Karacaoğlan’ın şiirlerinden bir tanesini besteledim. Sonra Emrah’ın meşhur “yok yok” nakaratıyla giden şiirini. Böyle başladı…”

Anlıyorum. Yine, Almanya maceranıza gelmek istiyorum ben. Siz Almanya’ya giderken “sakıncalı” bir durumunuz var mıydı?

“Hayır! Hakkımda 77 yılında çıkarmış olduğum “1 Mayıs” plağımdan dolayı bir dava açılmıştı ama bu ciddi bir dava değildi. Nitekim pasaportumu rahatça aldım. 79 senesinin 30 Ocağında çıktıktan sonra Eylülde döndüm. Ondan sonra Türkiye’de birtakım müzik çalışmaları yaptım. 80’in 11 Ocağında kalktım, gittim Münih’e. 9 ay sonra 12 Eylül oldu biliyorsunuz.”

Selda Bağcan’la fotoğraf hikayesi

Bir fotoğraf hikâyeniz var. Çok ilginç. Onu anlatır mısınız?

“Askeri müdahalenin arkasından benim 1979 yılında, Almanya’da iken 1 Mayıs toplantısına Selda’yla beraber katıldığımızda çekilen bir fotoğraf vardı. Bu resim 20 Ocak 81 ‘de burada bir gazetede “Cem Karaca geçenlerde katıldığı bir mitingde örgüt yönetiyor gizli hesaplar peşinde” gibi yazılar da birlikte yayımlandı. Bunun hemen arkasından bana “yurda dön çağrısı” yapıldı.

Bu çağrı gelir gelmez ben işin trajikomik bir olay olduğunu anladım. Çünkü olacak şey değil. Aynı resimde benimle birlikte görülen Selda Türkiye’de. Selda kalkmış gitmiş sıkıyönetimde ifade vermiş ve o toplantıda suç yok diye aklanmış. Kısacası o toplantıda suç olmadığı anlaşılmış. Ben de diyorum ki, işte iş anlaşıldı, bana yaptıkları çağrıyı bozacaklar. Aaa bir de baktım bırakın bozmayı vatandaşlıktan atılıyorum. Yapmayın etmeyin demeye kalmadı, biz vatandaşlığımızı kayıp mı ettik, atıldık mı, çıkarıldık mı, bilemiyorum. Netice itibariyle Cem Karaca olarak ben artık T.C. vatandaşı olmamaya başladım.”

Yurda dönüş

Ne hissediyor insan o zaman?

Çok kötü bir şey! Kötü bir şey ama çok da ilginç. Hayatınız değişiyor. O güne kadar sizin kendinize ve herkesin size koyduğu kimlik kayboluyor. Bir boşlukta kalıyorsunuz. Anlatılamaz o duygular.

Dönemeyeceğinizi düşündünüz mü hiç?

cem-karaca-emrah“Yok… Ama bir sallantı dönemim oldu. İşte “ya dön, ya da vatandaşlıktan çıkarsın” denilince bu bir şok yarattı ve bir alkol denizine daldım ben. Zaten içerdim biraz, ama artık arabesk içme temposu içine girmiştim. Bu durum iki yıl sürdü. İki yıl sonra 83’te Almanya’da oynanan bir tiyatro oyununda bana hem bir rol hem de Türkçe danışmanlık verildi. O vesileyle alkol denizinden kafamı kaldırdım. Yine içiyordum ama tünelin ucu gözükmüştü. Bir gün bir sofrada böyle basit bir şekilde kadehi masaya koyup ‘ben artık içmiyorum’ dedim ve ondan sonra da bir daha içmedim.”

Sonra Turgut Özal’la diyalog kurduğunuzu duyduk. O nasıl oldu?

“Evet 85 yılında! Ben birtakım araştırmalar yapıyorum Türkiye’ye nasıl dönebilirim diye. Fakat bir türlü bir yolunu bulamıyorum. Derken Hannover Fuarı nedeniyle Başbakan’ın Almanya’da olduğunu duyunca, bir arkadaşın vasıtasıyla kaldığı otelde kısa bir görüşme imkânı yakaladım.

Gittik kaldığı otele. Sorunlarımı ilgiyle dinledi. Elinden gelen bir şey varsa yapacağını söyledi. Ben başıma gelenlerin bir haksızlık olduğunu anlattım ama bazılarının sandığı gibi artık öyle demokratik talepler içeren şarkılar söylemeyeceğim demedim, ama sonra nereden çıktı bilmiyorum “Cem Karaca Özal’dan af diledi” diye bir haber. Oysa ben niye af dileyeyim ki! İnsan ne zaman af diler. Suçlu olduğu zaman. Ben suçlu değilim ki. Af dilenecek bir durum söz konusu değildi. Neyse ben Turgut Beyle görüştüm. Arkasından Turgut Kazan Bey ile bir vekaletname gönderdim. Nisan, mayıs, haziran sonunda da ülkeme yumuşak bir inişle geldim.”

Cem Karaca 8 yıl sonra yeniden Türkiye’de

Ne gibi değişiklikler buldunuz Türkiye’de?

“Ben 8 yıl uzaktaydım Türkiye’den. Bu 8 yıl ‘ah Türkiye vah Türkiye’ diye kendi içinde logaritmik olarak çoğalan bir özlemle geçti. Bir kere bu benim Türkiye’ye karşı, aynı zamanı Türkiye’de geçirmiş bir insan kadar düz bakmamı engeller. Ama geldiğimde gördüğüm şu; Havaalanı ben giderken acınacak haldeydi. Havaalanı mıydı, yoksa bir kasabanın tren istasyonu muydu, belli değildi. İndim, son derece modern. Mermer zeminler, sarı ışıklar. Kapıdan çıktık, taksiye bindik. Aaa taksilerin saatleri var. Aman ne güzel. Yol düzenli. Kırmızı ışıkta durdu diye adam dövülmüyor ki bu olay benim başıma gelmiştir.

Eve geldim, bilmem kaç milyon serbest teşebbüsün yağmaladığı sahil yolu gitmiş, yerine park yapılmış, içinde çocuklar oynuyor. Bir de baktım köşede Lövven bira. Televizyon ikinci kanala geçmiş, üstelik renkli. Ben ekonomiden anlamam ama bildiğim bir şey var. Bir tren var bir yere gidiyor. Neden biz üçüncü mevkide seyahat edelim ki? Ama asgari ücreti duydum, yıkıldım. 41 bin lira. Bir restaurantta yemek yedik daha fazla verdik. Ulan bu adam nasıl yaşar? Yani gördüklerim bunlar.”
Devrime dair

Peki Cem Karaca gene devrimci şarkılar söyleyecek mi?

“Devrimci şarkılar derken? Benim büyük ustalardan alıp, müziklerini yapmaya çalıştığım şiirler var. Mesela Orhan Veli’nin “bedava yaşıyoruz bedava” adlı şiirini söyleyeceğim. Nazım Hikmet’in “Çok yorgunum” şiiri var. Onu müziklerim, söyleyeceğim. Yine bir Ceviz ağacı şiiri var ki, yurt özlemini yansıtan bir şiiri Nazım Hikmet’in.”

Bu arada ben bir saptama yapayım Cem Bey; Cem Karaca ANAP’ın konserlerine çıkacak diye bir söylenti dolanıyor ortalıkta.

“Bana böyle bir öneri gelmedi. Geldiği takdirde ben şunu söylerim. Repertuarımda şu şarkılar var. Ben kalkıp “yaylalar yaylalar” söyleyemem. Yaylalar yok ama “arım, balım peteğim” var. Yok alaturka söyleyemem. O şarkı belki güzeldir ama onu Zeki Müren çok daha iyi söyler. Ben söyleyemem. Benim şarkım ortada. Nazım’ın, Orhan Veli’nin şiirleri… Allah’a şükür ben saray şarkıcısı olmayacak kadar iyi şarkıcıyım…”

25.07.1987 – Cumhuriyet
Röportaj: Yalçın Pekşen

Cem Karaca kimdir?

Haberle ilgili birkaç not; Cem Karaca’nın tam ismi Muhtar Cem Karaca’dır. Cem Karaca’nın müzisyen olmasına karşı çıkan babası Mehmet Karaca, konserlerinde adam tutup onu yuhalatırmış. Annesi Toto Karaca, Ermeni asıllı vatandaşlarımızdan biridir ve asıl adı İrma Felekyan’dır. Babası ise Azeri asıllıdır.

Tiyatro kökenli olan Cem Karaca’nın, 1967 yılında askerliğini bitirip de İstanbul’a döndüğünde, yolu Apaşlar grubu ile kesişir. 1968 yılında, kayıt almak için 15 günlüğüne Almanya’ya giden Cem Karaca ve Apaşlar, “Resimdeki Gözyaşları” şarkısıyla Türkiye’ye dönerler ve bu şarkı büyük bir yankı uyandırır.

Cem Karaca ve Apaşlar 1970 yılında, “Bu Son Olsun” ve “Felek Beni” 45’liğini çıkardıktan sonra dağılır. Sonra Kardaşlar grubu ile aynı yıl içinde Dadaloğlu/Kalender 45’liğine imza atarlar. Karaca, 1972 yılından 1974 yılına kadar ise Moğollar’la çalışır. “Namus Belası” Moğollar ile çalıştığı bu sürede çıkacaktır.

1974 yılında Dervişan’la “Tamirci Çırağı” adlı şarkıyı yapacak, sahnedeyken giydiği çırak kıyafeti ile ve tiyatral şovlarıyla büyük beğeni toplayacaktır.

1978 yılında çıkardığı “1 Mayıs” plağı nedeniyle 1980 darbesinde, komünizmin propagandasını yaptığı suçlamasıyla yurdundan yaklaşık 8 sene ayrı kalacaktır.

Koyu bir Fenerbahçe taraftarı olan Cem Karaca, çarşamba günleri Fenerbahçe’nin maçlarının olması nedeniyle sahneye çıkmaz, eğer menajeri ona sormadan veya dalgınlıkla bu güne program koyarsa programı iptal etmesi için tartışır, iptal olmuyorsa da maçı televizyondan izledikten sonra sahneye çıkardı.

İyi bir gemici olan Cem Karaca, çok da iyi bir balıkçıydı ve denize tutkundu. Gördüğü bir vapurun teknik özelliklerini hemen sayabilecek kadar da denizciliğe ilgiliydi.

1975 yılının sonunda çıkardığı Mutlaka Yavrum/Kavga 45’liğindeki “Mutlaka Yavrum” şarkısını Filistin Kurtuluş Örgütü için yazmıştır ve bu şarkı Arapça ve İngilizce dillerine çevrilmiştir.

cem-karaca-kimdirSon albümünü 199 yılında Ahmet Güvenç ve Cahit Berkay’ın desteğiyle çıkaran Cem Karaca’nın bu albümünde yer verdiği “Allah Yar” isimli şarkı, yolundan döndüğü eleştirilerine neden olmuştur. Anadolu Rock’un büyük ustası Karaca, 8 Şubat 2004’te ölmüş, vasiyeti üzerine alkışlarla değil, tekbirlerle uğurlanmıştır.

Daha Fazla İlgili Makale Yükle
Load More By Haber Servisi

4 Yorumlar

  1. […] usta oyuncularından Mehmet Karaca‘nın eşi ve Türk Pop Müziği’nin usta seslerinden Cem Karaca‘nın annesi olan Toto Karaca, ‘Kumrular’, Beyoğlu Çiçeği’, […]

    Yanıt Ver

  2. […] Halit Kıvanç’ın 1978 senesinde sunduğu “Zaman Zaman İçinde” isimli programının konuklarından biri de Cem Karaca… […]

    Yanıt Ver

  3. […] 1972’de ilginç bir olay yaşanır: Cem Karaca ile çalışan Kardaşlar, Ersen ile çalışan Moğollar solistlerini değişirler. Bu […]

    Yanıt Ver

  4. […] Cem Karaca, Sezen Aksu, Edip Akbayram, Zülfü Livaneli, Erkin Koray, Fikret Kızılok, Doğan Canku, Bülent Ortaçgil, Nilüfer, Nükhet Duru, Osman Yağmurdereli, Kamil Sönmez, Zerrin Özer, Ajda Pekkan, Seyyal Taner, Harika Avcı, Mazhar Fuat Özkan, Üç Hürel, Atilla Atasoy, Grup Gündoğarken, Yeni Türkü, Bulutsuzluk Özlemi, Erol Evgin, Moğollar, Kayahan Acar, Alpay, İlhan İrem, Hurşit Yenigün, Özdemir Erdoğan, Ezginin Günlüğü, 90’lardan önce müzik hayatı başlayan, 90’lı yıllarda da yükselişi devam eden, şarkıcı ve müzik gruplarının başında geliyor. […]

    Yanıt Ver

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunu da Kontrol Edin

Bizimkiler Dizisinde Oyuncu Değişikliği

Bizimkiler’de Cihat Tamer yerine bundan sonra Engin Şenkan’ı izleyeceğiz. Engi…