cahit-sitki-taranci

Vecdi Bürün’ün, 1956 senesinde Cahit Sıtkı Tarancı’nın ölümünün ardından yazdığı, Türk Düşünce Dergisi’nde yayımlanan yazısı…

Ölümüne yandığımız Cahit Sıtkı Tarancı, kendisine aniden gelen bir felç vuruşu ile üç yıl konuşamadan etrafındaki insanlara ve eşyaya bakması, hayatı idrake bağlıyanlarca oldukça uzun süren bir ihtizar (ölüme hazır olma) hali sayılabilir. Fakat Cahit’i yakından tanıyanlar, üç yıla sıkıştırılan bu ih­tizar halinin tohumunun onda çok daha öncelerden mevcut olduğunu ve ilk ölüm şiirlerde tohumun çat­lama fırsatı ve zemini bularak, şairin bütün hücreleri­ni dal ve sürgünlerde kapladığını bilirler. Cesedin kabirde unutulduğunu ve eczasını kurt­lar yerken, ruhun bir atlı gibi dört nal gittiğini bir şiirinde anlatan Cahit, bir gün Beşiktaş’ta her mezarın içini görüyormuş­çasına pencereleri Abbasağa Mezarlığı’na bakan Madam Mari Pansiyonu’nun bekâr odasında ölümle bu kadar içli dışlı oluşunu soran dostlarını tohum- sebeple tanıştırıyordu;

sair-cahit-sitki-taranci
Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956)

“Diyarbakır’da bir yaz gecesi bir türlü uyuyamamıştım. Dört beş ya­şında var yokum. Durmadan ağlarmışım, haykırırmışım ve annemin ok­şamaları, yatıştırma gayretleri kâr etmezmiş. Nihayet günün yorgunluğunu on beş misli ağırlaştıran huysuzluğum karşısında babam yerinden fırladığı gibi beni yatağımdan kapmış ve pencereden görünen siyah uçu­ruma doğru uzatarak: Şunu atayım da kurtulayım, demiş. Tabiî, bu, yor­gunluktan bitap düşen insanın, kâr etmeyen okşama ve yatıştırma gayret­lerinin yerine koymağı düşündüğü, sadece bir korkutmadan başka bir şey değil. Fakat, ben babamın elleri arasında havalandırılın pencerenin dibin­deki kara boşluğu görür görmez ölümle karşılaşır gibi oldum. O boşluk, o yokluk ölümün kendisi gibi geldi bana.”

Alıştığımız bir şeydi yaşamak

Cahit’teki ihtizar hali tohumunun çatlama ânının, hiç değilse kabuk­ta kımıldanmaların başladığını haber veren;
“BİR BÜYÜK BOŞLUKTA BOZULDU BÜYÜ
NASIL HATIRLAMAZSIN O TÜRKÜYÜ
DAL YEŞİL GÖK PARÇASI KUŞ TÜYÜ
ALIŞTIĞIMIZ BİR ŞEYDİ YAŞAMAK”

mısrâlarını yazıp bitirdiği anla hem zaman olduğunu kabul edebiliriz. Her mezarın içini görüyormuşçasına pencereleri Abbasağa Mezarlı­ğı’na bakan Beşiktaş’taki Madam Mari Pansiyonu’ndan yıllarca bir türlü ayrılmamasile, Cahit’in uzun süren ihtizar hali arasında bir münasebet bul­mamak mümkün değildir. Hayat, onca, bu pansiyondan araya giren bir çıkmaz sokak bir yana, tam beş ev ötede karargâhını kurmuş gibiydi. Al­tıncı evde ilk sevdiği, fakat dünyanın alçaklıkları ve kendi aşk kusurları yüzünden aralarına beşten fazla yangın duvarı çekilen, uzun saçlı kız otu­ruyordu.

Her ihtizar halinde bulunanın ölüme de, hayata da müsavi me­safe ölçüsündeki duruş gibi, uzun ihtizar halini yaşayan Cahit için, oda­sından mezarlığa kadar olan mesafe ile, beş ev ötedeki sevgili arasındaki mesafe aynı idi. Fakat hayat taşıyıcı kudretlerin birer birer kırıldığı, yere düştüğü hal-i ihtirazide kırılanların kendi kendilerini tamir etmeleri, ayağa kaldır­maları sonunda beliren, kımıldayan hayat parıltılarına Cahit’te seyrek rast­lanır. Zaten ilk kitabının adında, güneş manzumesinin tarafsız seyretmemiz lâzım gelen bir halini, kendi iç hayatile birleştirerek “Gece Bir Neti­cedir” hükmünü vermiş değil midir? Bu kadarla da kalmaz her şeyi neti­ce ve son olarak karanlık görmektedir.
“SUYUN DİBİNE VARDI AYAKLARIM
SUYUN DİBİNDE ZULMET”

Her yaşama kımıldanışında, yalın ölümle karşı karşıya değilse mutla­ka hayatının muhasebesini yapmak lüzumunu duyarak kendi kendisine so­rar;
NE YAPTIN TARLANI, NEREDE HİSARIN?

Nihayet, Madam Mari pansiyonunun beş ev ötesindeki hayat karargâ­hından ümit kestiğini de açıklar;
“AŞKTI BİZDEKİ, ONLARDAKİ MANTIK
ONLARDAN YANA ÇIKTI KAHBE FELEK
BİR KALP BIRAKTILAR BİZE KIRIK
BÜTÜN ÖMRÜMÜZCE GÖZYAŞI DÖKTÜRECEK”

Artık kurtuluş çaresi olmadığını anlamıştı. Ölümle karşı karşıya gel­menin açtığı ruh yarası fizik varlığında onu kendi kendine noksan adam, kemalsiz adam halinde göstermemezlik edemezdi. İçindeki yaranın tayfını bütün hareketlerinde görüyordu;
“BİLİRİM NE YAPSAM HATA
YANLIŞ, ATTIĞIM HER ADIM”

Cahit Sıtkı Tarancı; Bütün bal arıda kaldı

Ümitleri tamamen kırılınca Madam Mari Pansiyonu’ndan ayrıldı. Böylece, mezarlıkla, ölümün elçisile, hayatın elçisi sevgilinin kendisine uzat­tıkları mesafe müsaviliğinden de ayrılmış oldu. Cahit’i, Paris’e doğru yola çıkarken gören ruh dostları bunun Sağlık Vekâletine aksettirilmemiş bir tedavi seyahati olduğunu yakından biliyorlardı.

“YANIYOR GÜNEŞTE PETEK
BÜTÜN BAL ARIDA KALDI”

Haberini veriyordu. Paris’e, çâre bulunmayan haline bir çâre arama­ğa gitmiş değildi. Ümitsizliğin, kendisinde mevcut, ihtizar halinin henüz eline geçiremediği ışık kırıntılarının delmeğe asla muktedir olamıyacakları kadar kaim bir karanlıkla kuşatılmış bir gecenin içine düşen ruhu, me­safe tâyinindeki, aczinden, kendisini taşıyan adamı büyük mekânın gâh şu­rasına, gâh burasına sürükliyecekti. Paris’te görünüşü böyle izah edilebile­ceği gibi, Ankara’da şu veya bu dairede görünmesi ve aynı izaha bağlanabilir.

Bütün dolaşma ve fiillerinde, hal-i ihtizar tohumunun ruh rahmine ilk düştüğü an da dahil, Viyana’da dünyamızdan ayrıldığı ânı da kucaklayan mısrâlar, Cahit Sıtkı Tarancı hâdisesini arkasından koşan duamız olmağa lâyık ol­gunlukla yaşatmaktadır;
“MEDET BÜYÜK ALLAH MEDET
KULUNU SARAN GECE’YE”

Vecdi Bürün
Türk Düşüncesi Dergisi – 1956

Daha Fazla İlgili Makale Yükle
Load More By Haber Servisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunu da Kontrol Edin

Bizimkiler Dizisinde Oyuncu Değişikliği

Bizimkiler’de Cihat Tamer yerine bundan sonra Engin Şenkan’ı izleyeceğiz. Engi…