pervin-par

Atıf Yılmaz anlatıyor; Pervin Par ile ilk karşılaştığımızda 16-17 yaşlarındaydı

Atıf Yılmaz’ın Pervin Par ile nişanlılığın kapısına kadar uzanan hikayesi;
Gelinin Muradı filmini çekiyoruz. Filmin erkek oyuncusu, kasabanın genç doktoru rolündeki Fikret Hakan (gerçek adı Bumin Gaffar Çıtanak)… Piyasadaki oyuncular arasında kadın rolünü oynayabilecek biri yok… O sıralarda daha sonra egemenliğinden kurtulamayacağımız star sistemi henüz pek yerine oturmamış. Yönetmenin kafasındaki tipi arama özgürlüğü var. Büroya her gün bir sürü genç kız getiriyorlar, hiçbirisini gözüm tutmuyor. Lütfi Gökmen adlı bir gazeteci arkadaşımız var, ona da soruyorum. ‘Tam senin istediğin gibi bir kız tanıyorum’ diyor. Hemen ertesi gün bana yollayacak.

Ertesi gün, uzun süredir kafamda şekillendirdiğim kız tipi kapıyı açıp içeri giriyor. 16-17 yaşlarında ya var ya yok. Biraz tombulca, genç irisi dediklerinden, hem saf, hem güzel. Yaramaz bir çocuk ifadesiyle gülüyor. Ön dişlerinden birkaçının uçları kırık, çocuklar için ‘Dişini fare yemiş’ derler ya, işte öyle dişler. Dişlerin kötülüğünün farkında, parası olursa yaptıracakmış. ‘Aman bu film için böyle kalsın’ diyorum. ‘R’leri ‘Y’ gibi telaffuz ediyor. ‘Pervin Doyum’ isimli bu genç kız, kısa bir süre sonra ünlü sinema oyuncusu ‘Pervin Par’ olacaktır. (Uzun yıllar sonra Pervin parasızlıktan türkücü olmayı denemişti. ‘Karadır kaşların benzer kömüre’ türküsünü, ‘Kayadıy kaşlayın kömüye benzey’ diye söylüyordu.

Pervin Par ile Lütfi Gökmen’in karşılaşması büyük şans

Lütfü, Pervin’in kısa biyografisini bir gün önce anlatmıştı. Bir kısmını da daha sonra kendisinden dinledim. Asıl adı ‘Pervin Doyum.’ Babasının aşçı dükkanı varmış. Pervin İzmirli’dir. Bir kuaförde manikürcülük yapıyor. Herkes onu Audrey Hepburn‘e benzetiyor. Kızın içinin, sinema sinema diye kaynadığını sezen herhalde sahte bir gazeteci, onu İstanbul’a götürüp film yıldızı yapabileceğini söylüyor. Pervin’in gözü kara. Adamın peşine takılıp İstanbul’a geliyor. Adam Pervin’i Sirkeci’de bir otele yerleştirip bir süre sonra ortadan kayboluyor. Üç beş gün adamı bekleyen Pervin, o sıralarda sinema dergisi çıkaran Arif Hanoğlu ile Kadri Yurdakul‘a gitmeyi akıl ediyor.

Lütfi, Pervin’i ilk orada görmüş. (Lütfü’yle karşılaşması onun için şans olmuş. Lütfi oldukça kaliteli, dürüst, kültürlü bir magazinciydi. Arif Hanoğlu ise tam tersi.) Lütfi’nin onu sahiplenmesiyle benim oyuncu arıyor olmam aynı günlere rast gelmiş.

Filmi Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde çekmeye karar veriyoruz.

Pervin’e farkında olmadan ‘Peri’ demeye başlamışım.

pervin-par-fikret-hakan
Fikret Hakan ve Pervin Par… “Gelinin Muradı” (1957) filminden bir kare.

Bir süre sonra Peri’nin sinemayla özel yaşamını pek ayıramadığını fark ediyorum. Senaryo icabı Peri, Fikret’e onu sevdiğini söyleyecek, babası vermiyorsa, herhalde kaçırmasını filan isteyecek. Pervin Par, ‘Ben hayatımda hiçbir erkeğe yalvarmadım’ deyip çıkıyor işin içinden. ‘İlle söylenecekse o söylesin beni sevdiğini… Annesi vermiyorsa o yalvarsın beni kaçır diye.’ Peri’ye bu sözlerin film icabı olduğunu anlatmamız saatlerimizi alıyor. 16 yaşında cahil bir çocuk… Onun çocuk görünüşünün altındaki kadınsı tavır beni etkiliyor. Aramızda duygusal bir şeyler oluşmaya başlıyor. Kemalpaşa’nın tek kitapçısında ne bulduysam, Peri’ye taşıyorum.

Ufak tefek bir pigmalyonculuk (Yunan mitolojisinden esinlenerek yazılmış, hayatımıza dahil olmuş öykülerden biri. Kadını dönüştürmek. Pygmalion…) oyunu oynuyoruz ama oyunu sürdürmemize pek imkan yok. Evliyim ve üstelik eşim Nur hamile. Film dönüşü Nur’u hastaneye kaldırıyoruz. Ve kızımız Kezban doğuyor. Kaçamak birkaç buluşma, artan sorunlar ve kendiliğinden bir kopuş. Kızın hayatını sürdürmesi lazım. Artık önünde yürüyebileceği tek bir yol var, sinema… Pervin Par‘ın gelişmesini uzaktan izliyorum. Aranan bir oyuncu, bir star olma yolunda ilerliyor. Tabii çoğu sıradan, ticari sanılan filmlerle…

Pervin Par ile arkadaşlığımız başlıyor

Aradan beş altı yıl geçmiş olmalı. Orhan Günşıray‘la Yerli Film‘i kurmuştuk. Bir gün büronun kapısı açıldı ve içeri Pervin girdi. O Mahir Özerdem‘den, ben Nur’dan ayrılmışız. Kendini yetiştirmiş, büyümüş, çekilen acıların, yaşanan deneyimlerin olgunlaştırdığı bir kadınla karşı karşıyayım. Roller değişiyor, daha eşit bir arkadaşlık başlıyor aramızda. Meğer benim de öğreneceğim çok şey varmış. ‘Burada beni maçoluktan, erkek sürüsünün içinde sıradan bir adam olmaktan kurtaranların, kadın dostların olduğunu itiraf etmeliyim. Bugün karşı cinsle daha demokratik, daha eşit bir ilişki kurmayı, bir dereceye kadar becerebiliyorsam, bunu kadınlara borçluyum. Bir yönüyle mutluluğumu da.’

Pervin’le ikinci kez bir araya geldiğimizde ben Şişli’deki çatı katında oturuyordum. O da Topağacı’nda bir apartmanın zemin katında. O sırlarda Nur da Topağacı’na, Pervin’in hemen yakınında bir yere taşınmıştı. Haftanın üç-beş günü ona uğruyordum. Peri’nin Nur’la sürüp giden ilişkim konusunda getirdiği doğru bir eleştiriyi hatırlıyorum. İçtenlikle, ‘Bu tavrınla Nur’a kötülük yapıyorsun’ demişti. ‘Sen üstünde kol kanat gerdikçe, sadece kendine ait bir hayat kurmaya gerek duymayacak. Çalışmayacak, evlenmeyecek ve bir gün sen elini çektiğinde, Nur yaşamını değiştirmekte epey geç kalmış olacak.’ Ona göre insanlar şu veya bu nedenle ayrılmışlarsa, her türlü ilişkilerini de kesip atmalıydılar. (Hiçbir zaman beceremeyeceğim bir davranış biçimi)

pervin-par-ekrem-bora-gulbin-eray
“Kalbe Vuran Düşman” filminden bir kare; Pervin Par, Ekrem Bora ve Gülbin Eray…

Pervin Par ile iki de film çekiyorum bu arada. Birincisi Azrail’in Habercisi; Ümit Deniz‘in polisiye romanının sinema uyarlaması. İkincisi Atilla Tokatlı‘nın senaryosunu yazdığı oldukça soyut bir film. Kalbe Vuran Düşman. (Atilla Dorsay her nedense bu filmi çok sever)
İkisinin de çok başarılı olduğu, özellikle Pervin’in oyunculuk kariyerine katkıda bulunduğu söylenemez.

Kendimi bağışlayamadığım bir hikaye

Ve hala kendimi bağışlayamadığım bir hikaye… Pervin’le beraberliğimiz sürüp gidiyor. Boyalı basın rahatsız etmeye başlamış. Pervin’in evindeki bir çift erkek ayakkabısının fotoğrafını çekip, ‘Bunlar kimin ayakkabıları?’ diye başlık atıyorlar. Dış dünyaya karşı durumu legalize etmek için nişanlanmaya karar veriyoruz. Kimler çağrılacak? Yakın dostlarımızın listesini yapıyoruz. Çağırma işini ben üstleniyorum. Gün belirleniyor. Nişan töreni Pervin’in Topağacı’ndaki evinde yapılacak. Neden öyle davrandım bilemiyorum. Önce ihmal ettim insanlara haber vermeyi. Sonra unuttum.

pervin-par-kimdir
Nişan günümüzü unuttum…

Bilinçaltıma yeniden evlenme korkusu yerleşmişti. Kendimi hazır mı hissetmiyordum yoksa o müzmin ihmalciliğim ve unutkanlığım mıydı sadece? Gerçekten bilmiyorum. O akşam eve dönüp kapıyı açan Pervin’i şık bir gece elbisesi içinde görünce, bir adım atıp çeşit çeşit mezelerle, yiyeceklerle donatılmış sofrayla karşılaşınca, bir an ölmek istediğimi hatırlıyorum. Bir şey bahane edip dışarı fırlıyorum. Bir telefon bulup, eşe dosta telefon etmeye başlıyorum. Aksilik bu ya kimisi evde yok, kimisi başka yere başka birine söz vermiş. O geceyi, o yiyeceklerle, içeceklerle donatılmış sofranın karşısında nasıl geçirdik? Neler yaşadık? Sabahı nasıl ettik? Yaşamımdaki olumsuz şeylere sünger çekerken, o yararlı mı, yararsız mı olduğunu bilmediğim mekanizma, o korkunç geceyi de belleğimden silip atmış…

Pervin haklı olarak bana kırılmıştı. Beceriksiz tamir etme çabalarımın, yapay şirinliklerimin boşa gittiğinin farkındaydım. Beraberliğimizin sonuna doğru yaklaştığımızı hissediyor, yapacak bir şey bulamıyordum. Ve o gün gelip çattı. Benden ayrılmaya karar vermişti. Sürdürmeye kalkarsam, beni incitecek, üzecek durumları göz almalıydım. İnsan karşısındakini biraz tanıyorsa, geriye dönüşün olup olmayacağını hemen seziyor. İki dost, iki arkadaş gibi kalmamızı istiyor. Başka türlüsü nasıl olabilir ki? Yalnız kalmaya, beraberliğimizin bir muhasebesini yapmaya, kendimle hesaplaşmaya gücüm yok. Düşünmemi engelleyecek bir şey, bir ortam bulmam lazım…”

Yarın; Yılmaz Güney

15 Mayıs 1995 – Milliyet

Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 5: Fatma Girik ve Hüzünlü Öyküsü

Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 4: Cahide Sonku’nun Çöküşü

Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 3: Cahide Sonku ve Kaprisleri

Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 2: Hüseyin Peyda ile Diyarbakır’da

Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 1: Ortaokulda Lakabım Rejisördü

Pervin Par kimdir?

23 Mart 1939’da doğan Pervin Par, ilkokulun bitirdikten sonra 13 yaşındayken ilk aşkıyla evlendi. Beş ay sonra eşinin başka bir kadınla kendisini aldatması üzerine boşandı. Ardından Alsancak’ta bir fotoğrafçının yanında işe girdi. Sonra kuaförde manikürcülük ve kasiyerlik yapan Par, sünema oyuncusu olmak için İstanbul’a gitti. Burada Atıf Yılmaz’la tanışan Pervin Par, sinema dünyasına “Gelinin Muradı” filmiyle adım attı. Pervin Par daha sonra 20’ye yakın filmde başrol oynadı. Kendisi gibi sinema sanatçısı olan Mahir Özerdem ile evlenen Par, Yeşilçam’ın sıkıntılı dönemlerinde türkücü olarak sahneye de çıktı. Birkaç reklam filmi ve sonrasında Yılmaz Duru’nun çektiği 1976 yapımı “Kader Torbası” filminde, Yıldıray Çınar, Baki Tamer, Erol Taş gibi oyuncularla oynayan Par, sinemaya veda ederek memleketi İzmir’e yerleşti ve çiçekçi dükkanı açtı. 30 Temmuz 2015 tarihinde, 76 yaşındayken İzmir’de hayata veda etti.

Pervin Par’ın rol aldığı bazı filmler;

Azrail’in Habercisi
Kahreden Firar
Sen Vur Ben Kırayım
Gurbet Kuşları
Ala Geyik
Haremden 4 Kadın
Kara Memed
Cehennem Arkadaşları
Hayat Kavgası
Namus Belası
Kanlı Pazar
Dağ Başını Duman Almış
Öfke Dağları Sardı
Korkunç Arzu
Sohbahar Yaprakları
Erkek Dediğin Böyle Olur
Ben Bir Kanun Kaçağıyım

 

Daha Fazla İlgili Makale Yükle
Load More By Haber Servisi

2 Yorumlar

  1. […] beni çağırdığını söyledi. Kalkıp odasına gittim. Filmin baş kadın rolünü oynayan Pervin Par, yardımcım Halit, diğer arkadaşlar Yılmaz’ın başına toplanmış, odada bir ölüm […]

    Yanıt Ver

  2. […] beni çağırdığını söyledi. Kalkıp odasına gittim. Filmin baş kadın rolünü oynayan Pervin Par, yardımcım Halit, diğer arkadaşlar Yılmaz’ın başına toplanmış, odada bir ölüm […]

    Yanıt Ver

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir