huseyin-peyda

Hüseyin Peyda ile Diyarbakır anıları

kotu-adam-huseyin-peyda
Yeşilçam’ın vazgeçilmez kötü adamlarından Hüseyin Peyda.

“Dönemin en popüler oyuncusu Hüseyin Peyda ile dostluk kuruyoruz. Çekildiği günlerde, “Söyleyin Anama Ağlamasın” filmi, bilhassa Doğu Anadolu’yu kırmış geçirmiş. Hüseyin Peyda, türbanı, sırmalı giysileri, çizmeleriyle yeni bir tip getiriyor sinemaya. Yerli bir Roman Navaro ya da Rudolph Valentino. Çiçek Pasajı‘nda üç ay yiyip içiyoruz birlikte. Peyda projelerini anlatıyor.

Üç ayın sonunda ilk yönetmenlik teklifini alıyorum. Peyda, ‘sen hiç olmazsa bana kalleşlik etmezsin’ diyor. İşi yönetmenlikteki yeteneğimden değil, namuslu, dürüst, dostça davranışımdan dolayı aldığımı fark ediyorum. İki film yapılacak. Biri, ‘Mezarımı Taştan Oyun…’ Hüseyin Peyda bu projesine çok önem veriyor. İkinci film ‘Kanlı Feryat…’

Yapımcısı Peyda’nın ağabeyi Mehmet Örmen. Mehmet abi o sıralarda bakır ticareti yapıyordu. Anlaşmamız şöyle; Mezarımı Taştan Oyun filminde senaryocu ve Hüseyin Peyda’nın asistanı olarak çalışacağım. Kanlı Feryat filminin hem senaryoculuğunu hem yönetmenliğini ben yapacağım. Ücretim film başına 1.000 lira.

Büyük bir hevesle Mezarımı Taştan Oyun’un senaryosunu yazmaya girişiyorum. Bütün detayları düşünülmüş, planlanmış bir senaryo yazıyorum. Bir resim defteri alıp, bazı sevdiğim sahneleri resimliyorum. Bozkırda kuru bir ağaç, dalına bir adam asılmış. Bir cami penceresinin demir parmaklıkları gerisinde eller üzerinde Abdo Bey’in cesedi geçiriliyor. Biçime özden daha fazla değer veriyorum.

atif-yilmaz-hallo
Diyarbakır’daki prodüksiyon müdürümüz Hallo ile ben. Mezarımı Taştan Oyun filminin çekimleri sırasında.

Hüseyin Peyda katil bir asistan ayarladı

Diyarbakır’a doğru yola çıkıyoruz. Mezarımı Taştan Oyun’un tamamı, Kanlı Feryat’ın kalan bölümleri orada çekilecek.

Eski bir Diyarbakır evine yerleşiyoruz. Ayvanlı, havuzu fıskiyeli, üç katlı taş bir konak. Peyda ertesi gün Diyarbakır’da bulduğu yapım yönetmenimizi (prodüksiyon müdürü) tanıtıyor bana. ‘Bu Hallo’ diyor. Kısa bir süre sonra Hallo’nun biyografisini öğreneceğim. Cinayetten 18 yıl yatmış, hapisten çıkalı bir hafta olmuş, bir gözü kör, tıraşlı, kasketli, çelimsiz bir adam. Apo (Hüseyin Peyda) Hallo’ya beni gösterip; ‘tek bunun sözünü dinleyeceksin’ diyor. ‘Yılmaz ne isterse yapacaksın.’ (Atıf Yılmaz’ın soyadı Batıbeki’dir) Sonra ünlü giysilerini kuşanıp, ‘Abdo Bey’ kişiliğine bürünüyor. Birilerinin getirdiği küçük ilaç şişelerinin içinden kokaini baş parmağının çukuruna döküp ince bir kağıt silindirle son zerresine kadar burnuna çekip filmdeki rolünü hayatta oynamaya başlıyor. İki filmin bütün yükü Hallo ile ilk yönetmenliğini yapan, yirmi beş yaşında tembel bir hukuk öğrencisi Atıf Yılmaz‘ın üstüne yıkılıyor.

huseyin-peyda-mezarimi-tastan-oyun
Hüseyin Peyda, Mezarımı Taştan Oyun filmindeki Abdo Bey rolüyle.

Hamamdaki çekimler

Diyarbakır anılarımın çoğu kafamdan silinip gitmiş. Eski bir hamamın havuzlu soğukluğunda çektiğimiz bir eğlence yeri sahnesi hatırlıyorum. Üftade Kimi dans edecek. Abdo Bey’le aralarında ne geçiyordu hatırlamıyorum. Paralı figüranımız yok. Figüran olsa da ödeyecek paramız yok. Hüseyin Peyda sağa sola haber salıyor ‘Abdo Bey’in selamı var, mezenizi içkinizi alıp bu gece hamamda çekeceğimiz eğlence sahnesine buyrun’ diye. Ha! Davette bir de ‘mahalli giysilerinizle’ notu var.

Rakısını, boğmasını, şarabını, mezesini alan gelmiş. Biz hazırlığımızı tamamlamadan kafalar dumanlanmaya başlıyor. Çekilecek sahnede önemli bir rol vardı. Yardımcı oyunculardan çoğunu Diyarbakır’dan günü gününe temin ediyoruz. Apo (Hüseyin Peyda) birini getirdi. ‘Tamam’ dedik. Adamı tanımıyoruz. Meğer oyuncumuzun mesleği şehrin genelevinde pezevenklik yapmakmış. Adama rolünü tarif ediyorum. ‘Şuradan koşarak gireceksin, şöyle yapacaksın’ falan filan, homurtula yükselmeye başlıyor hamamın içinde.

mezarimi-tastan-oyun-1952
1951 yapımı Mezarımı Taştan Oyun filminden bir kare.

Homurtular Kürtçe, ne dediklerini anlamıyorum. Derken sesler iyice yükseliyor, karşılıklı küfürler kavgaya dönüşüyor. Koluma yapışıp kameranın arkasına çekiyor beni. Kameramanımız Mike, kameranın demir kolunu söküyor. Kavga bize ulaşırsa, kendimizi bu kolla savunacakmışız. Mike’a hamamda ikimizden başka herkesin silahlı olduğunu hatırlatıyorum. Demir kolu sallıyor. ‘Hiç silahı olmamaktan iyidir’ diyor.

Güçlükle düzenlediğimiz sahneyi çekmeyi düşünürken, Abdo Bey yüksekçe bir yere çıkıp hamasi bir nutuk atmaya başlıyor. Nutuk az sonra etkisini gösteriyor. Daha aklı başında olanlar ötekileri yerlerine götürüyorlar. Hamamı terk edenler yavaş yavaş geriye dönüyor. Hüseyin Peyda yanımıza geliyor. ‘Aman çabuk toparlayalım’ diyor. ‘İşin sonu kötüye varacak.’ Apo’dan kavganın nedenini öğreniyoruz. Saygıdeğer figüranlarımız, rolü icabı bağırıp çağıran pezevenge bozulmuşlar. ‘Bir gavat bize nasıl kafa tutar’ diyerekten işler karışmış. Gavatın rolünün bir bölümünü oradan bulduğumuz birine aktarıyoruz, çekim başlıyor.

tarzan-istanbulda-1952
1952 yapımı Tarzan İstanbul’da filminin afişi.

Tarzan filmi ve Toma Balcı (Tamer Balcı olarak da biliniyor)

Orhan Atadeniz tam bir kurgu cambazıydı. Bir şeyler çekip montaj masasına gelince paniğe uğrayan acemi yönetmenler, patronlar hemen ona başvururdu. Orhan, eldeki malzemeyi şöyle bir tartar, üç beş yeni sahne, plan çeker her şeyin yerini değiştirip ortaya yapanların hiç düşünmediği, aklından bile geçirmediği bambaşka bir film çıkarırdı. Orhan Atadeniz’in, eski Tarzan filmlerinin uzak sahnelerinden yararlanarak yaptığı yerli Tarzan filmini hatırlıyorum. Film o dönem baya ilgi görmüş, hatta bir sürü batı ülkesine de satılmıştı.

johnny-weissmuller
1932 ABD yapımı Tarzan filimdeki rolüyle Johnny Wesmüller.

Orhan’ın yakın plan Tarzan’ı (filmin yakın çekimleri sırasında, dublör haricinde oynayan oyuncu) disk ve gülle atma şampiyonumuz ünlü Toma Balcı‘ydı. Orhan, Johnny Weissmüller‘e bakıp, ‘Tarzan dediğin herhalde kılsız oluyor’ kanısına varınca, zavallı Toma’nın vücudundaki bütün kılları ağdayla yoldurmuş. Toma Heybeliada’nın yerlisidir. O tüysüz haliyle, hem de Tarzan’lığından dolayı yarı çıplak, kasıla kasıla Heybeliada’nın plajına inmesin mi? Plajdakileri bir gülmedir almış. ‘Yahu Toma bu ne hal?’ Bizim Toma, ‘Siz hiç kıllı Tarzan gördünüz mü’ diyormuş da başka bir şey demiyormuş.

Susuz Yaz’daki kavga sahnesi

yorgo-ilyadis
Yorgo İlyadis

Yorgo İliyadis kadar mesleğine saygılı, neredeyse aşık birini görmediğimi burada söylemeliyim. Yıllar sonra ilgili bir anısını anlatmıştı bana. Metin Erksan, ünlü ‘Susuz Yaz’ filmini çekmiş, Yorgo seslendirmesini yapıyor. Filmi izleyenler anımsayacaklardır; suyun içinde çok uzun bir kavga sahnesi vardır. Efektör, su seslerini bir leğen suda yapmaya kalkıyor, olmuyor. Bir kazan suda deneniyor, Yorgo memnun değil, efektler ona inandırıcı gelmiyor.

Bir pazar günü, stüdyodaki portatif teybi alıp eve götürüyor, gerçek bir su kanalı bulup orada bir şeyler yapmaya çalışacak. Sabah banyoya girerken aklı hep o sahnenin efektlerinde ya, yanına teybi de alıyor. Küveti doldurup içine giriyor, teybin düğmesine basıp başlıyor küvetin içinde kendisiyle kavga etmeye.

Yumruklar, tekmeler, batıp çıkmalar… Gürültüyü duyan 5-6 yaşlarındaki oğlu banyoya girip babasını o halde görmez mi? Yorgo kendisinden geçmiş, çocuğun filan farkında bile değil. Oğlunun, ‘anne babam delirdi’ feryatlarıyla kendine geliyor ama iş işten geçmiş. Bütün aile, o gün misafir de varmış, kayınpederler, kayınvalideler, banyoya doluşuyor. Yorgo yüzüme bakıp, mahcup mahcup gülümseyerek; ‘Ama oldu’ diyor. Filmde o sesleri kullanmış.

Halit Refiğ’in orkestra şefliği tutkusu

halit-refig
Yönetmen Halit Refiğ

Halit Refiğ’den önce annesi İsmet Hanım’ı tanıdım. Alt kattaki komşumuzun akrabalarıydı. Halit’in o zamanki tutkusunun orkestra şefliği olduğunu annesinden duymuştum ama pek ciddiye almamıştım. Daha sonraki yıllarda Halit Refiğ, orkestra şefliği uygulamasını bizim üstümüzde denemeye kalkınca işin ciddiyetini kavradım.

Halit, bana asistanlık yaptığı dönemlerde, çoğu akşam bize gelirdi. Pikaba sevdiği klasik müziklerden birini koyar, parçanın yapısına göre uygun gördüğü sazları eşim Nur‘la benim aramda paylaştırırdı. Sözgelimi ben keman, Nur flüt çalıyor olurduk. Bizden görevlerimizi ciddiyetle uygulamamızı isteyerek eline bir değnek alır, çalma taklidi yapan iki kişilik orkestrasını yüz kişilik bir orkestra farzederek, ciddiyetle orkestra şefliğine soyunurdu.

Halit’in daha sonraları da, alaturka müzik kültürüyle yetişmiş, dansçı eşi Nilüfer Aydan‘a klasik batı müziği sevkini aşılamaya kalktığını, ikinci karısı İsveçli Eva Bender‘e de Klasik Türk Müziği öğretmeye giriştiğini, maalesef ikisinde de , Nur’la benim çalgıcılığım kadar başarılı olamadığını hatırlıyorum.

Halit daha sonra, hiç değilse müzik açısından aradığı huzuru bulacak, ayrıca güzel bir piyanistle, şimdiki eşi Gülper Refiğ ile evlenecektir.”

11 Mayıs 1995 – Milliyet

orhan-atadeniz
Yönetmen Orhan Atadeniz

Atıf Yılmaz’ın, Hüseyin Peyda, Yorgo İliyadis, Orhan Atadeniz ve Halit Refiğ ile ilgili anılarının bir kısmı da bunlar işte!

Yarın; Cahide Sonku’nun Kaprisleri

Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor 1. Bölüm; Ortaokuldayken Lakabım Rejisördü
Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 3: Cahide Sonku ve Kaprisleri
Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 4: Cahide Sonku’nun Çöküşü

Daha Fazla İlgili Makale Yükle
Load More By Haber Servisi

5 Yorumlar

  1. […] Atıf Yılmaz Anlatıyor 2. Bölüm; Hüseyin Peyda ile Diyarbakır’da […]

    Yanıt Ver

  2. […] Yılmaz Anılarını Anlatıyor 1. Bölüm; Ortaokuldayken Lakabım Rejisördü Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor 2. Bölüm; Hüseyin Peyda ile Diyarbakır’da Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor 3. Bölüm; Cahide Sonku’nun […]

    Yanıt Ver

  3. […] Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 1: Ortaokulda Lakabım Rejisördü Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 2: Hüseyin Peyda ile Diyarbakır’da Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 3: Cahide Sonku ve […]

    Yanıt Ver

  4. […] Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 2: Hüseyin Peyda ile Diyarbakır’da […]

    Yanıt Ver

  5. […] Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 2: Hüseyin Peyda ile Diyarbakır’da […]

    Yanıt Ver

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir