atif-yilmazin-anilari-1

Yönetmenliğe ilk adım “Kral Oidipus” ile başlıyor

1926 yılında Mersin’de dünyaya gelen Atıf Yılmaz, çocukluk yıllarının acı tatlı bir bölümünü bu şehirde geçiriyor. Anılarında ailesinin ve yakın çevresinin yaşam biçimine ilişkin olayları içten ve ironik bir ifade ile anlatan Atıf Yılmaz, daha sonraki yıllarda bir tutku haline gelen sinema ile ilgisini şöyle anlatıyor;

“Mersin Ortaokulu’nun ikinci sınıfında, şimdi kim, hangi nedenle münasip gördü hatırlamıyorum, bana rejisör lakabı taktılar. Herhalde bir Yılmaz daha vardı sınıfta, ondan ayırmak için. Bana bu lakabı yakıştıran arkadaş herhalde şimdi ünlü bir falcı olmalı. Bu lakabın ilerde meslek seçimimde, herhalde önemli bir payı olmuştur diye düşünüyorum.

rejisor-atif-yilmaz
Yeşilçam’ın en önemli yönetmenlerinden Atıf Yılmaz

Kuşkusuz çoğumuz, özellikle de ben sinema tutkunuyduk. Mersin’de Güneş Sineması yeni açılmıştı. Kışın içerde, yazın binanın üstünde terasta, bizleri başka dünyalara sürükleyen filmler ve starlar izliyorduk. Greta Garbo‘nun, Charles Boyer‘in, Norma Shearer‘in, Jean Harlow‘un, Rober Taylor‘un filmleri, Lorel – Hardy’ler, Marx Brothers‘ın Üç Ahbap Çavuşlar dizisi, Ferdi Tayfur‘un (şarkıcı olan değil) olağanüstü katkısıyla favori filmlerimizdi. Bir de tabii o döneme göre dekoltesi bol filmler…”

İlk yönetmenlik denemesi

Atıf Yılmaz’ın ilk yönetmenlik denemesi tiyatro üzerine;
“Epeyce sınıfta kaldığım için öteki çocuklardan biraz daha yaşlıyım. Bu bana sözgelimi, matematik hocasına kur yapma imkanı veriyor. Ya da bana öyle geliyor. Tembel ama terbiyeli bir öğrenci olmaya devam ediyorum. Bir süre sonra nereden aklıma esti bilmiyorum (öğleden sonra zorunlu olan etüd saatlerinden kaçma niyetiyle de olabilir) okulda Sofokles‘in “Kral Oidipus” oyununu sahneye koymaya kalkışıyorum. Önce edebiyat hocasına açıyorum meseleyi. O müdüre söylemiş. Önerim kabul ediliyor.

yonetmen-atif-yilmaz

Bütün öğrenciler etrafımı alıyor. 30-40 kişiyi etüdlerden ve birtakım derslerden kaçırma imkanım var. Okulun salonlarından birinde provalara başlıyoruz. İhtiyar kahin Tresia rolünü kendime seçiyorum. Ezberler fena değil. Oyun benim tiradımla başlıyor. Şimdi aklımda kalanıyla; ‘Ulu Kadmos’un genç evlatları, bu niyaz dallarıyla sarayımın önüne neden gelip diz çöktünüz?’ Bacaklarım bir iradenin dışında titremeye başlıyor.

Bir taraftan da, buhur dumanları, ilahiler, iniltiler yükseliyor. Bacaklarımın titremesi artıyor. Provayı kesip bir yere oturuyorum, rolü hemen bir başkasına devrediyorum. Daha sonra tabi bacak titremesi olayının profesyonel oyuncuların bile başına geldiğini öğreniyorum. Provalarımız aylarca sürüyor, koroyu, figürasyonu genişletiyorum.

Atıf Yılmaz; Kral Oidipus radyofonik piyes olarak yayınlandı

Nihayet sene sonu geliyor. Oyunu gerçekleştirecek sahne bulamıyoruz. Ve herkes bahçede top oynarken, okulun hoparlörlerinden Kral Oidipus‘u radyofonik piyes halinde yayınlamak zorunda kalıyoruz. Durum, benim dışımda kimseyi etkilemiyor. Amaç zaten bir yarım yıl etüdleri asmak değil miydi?”

Film platolarına böylece ayağını basan Atıf Yılmaz, bir yandan Hukuk Fakültesi’ne devam ederken, bir yandan da yönetmen Semih Evin’in yardımcılığını almayı başarır;

Semih Evin ilk filmi yapacak. Aka Gündüz‘ün “Allah Kerim” adlı romanını sinemaya uyarlamaya karar vermiş. Bana asistanlık teklif ediyor. Ücret iki yüz lira. Çok sonra o dönemin ünlü asistanı Muhteşem Durukan‘ın bu iş için altı yüz lira istediğini öğreniyorum. Bilmeden meslekten bir kişinin işine engel oluyorum. Çekme başlandı başlanacak. Ortada senaryo yok.

Yapımcı Hürrem Erman, Semih’i sıkıştırıp duruyor. Bir gün ustamla birlikte Cennet Bahçesi‘ne gidiyoruz. Acemi bir izleyicinin önünde ustamın senaryo yazma atraksiyonu başlıyor. Kitabın sayfalarını hızlı hızlı çevirerek bir yerlerini karalıyor, öte yanını çiziyor, sayfaların kendince belli yerlerine numaralar koyuyor. Akşama senaryonun bittiği müjdeleniyor. İster istemez, beğenilmeyen senaryom için bir yıl uğraştığımı düşünüyorum.

hickirik-atif-yilmaz
“Tam olarak hatırlamıyorum ama Hıçkırık filminin seti olabilir. Başta ben hepimiz dökülüyoruz.”

Çekim için Adapazarı’na gidiyoruz. Adapazarı, Hürrem Bey’in memleketi, sinemaları, malları, mülkleri var. Akıl erdiremediğim bir kargaşa başlıyor. Dağlara tahta raylar döşeniyor. İnsanlar oradan oraya büyük bir inançla koşup duruyor. Ben de koşuyorum ama niye koştuğumu bilmiyorum. Pek işe yaramadığımı fark ediyorum.

Ekip, lakap yakıştırıyor bana; ‘Okumuş…’
Okumuş aşağı, okumuş yukarı. Şimdi düşünüyorum, iki nedeni var herhalde bu lakabı bana yakıştırmalarının. Biri üniversite öğrencisi olmamdı, ikincisi yarı okumuş aydının çekirdekten yetişene göre işe yaramazlığını simgeliyordu. Belki de haklıydılar.”

Atıf Yılmaz; İlk senaryom reddedildi

Atıf Yılmaz’ın lise yıllarındaki ilk yönetmenlik denemesi onu Yeşilçam‘a kadar götürecekti;

“Edebiyat hocamız İstiklal Savaşı sırasında geçen, yaşanmış bir olay anlatmış, bu olayı kompoziyon ödevi olarak öyküleştirmemizi istemişti. Ben olayı senaryolaştırmaya, sinemaya uyarlamaya kalktım. Sinema alanıyla, sinemacılarla ilk karşılaşmam bu senaryo nedeniyle olacaktır.

atif-yilmaz-temel-karamahmut-hurrem-erman-kosta-psaras-sohban-kologlu-mike-rafaelyan
Soldan sağa;
Ayaktakiler: Meşhur yönetmen ceketimle ben, Temel Karamahmut, Yapımıcı Hürrem Erman, Işıkçı Kosta Psaras
Oturanlar; Sohban Koloğlu ve Kameraman Mike Rafaelyan

Zar zor liseyi bitirip İstanbul’a pederin yanına kapağı atmıştım. İstanbul’a gelir gelmez, çok beğendiğim, okuyanın hemen üstüne atlayacağını zannettiğim senaryomu pazarlamaya giriştim. Mersin’deki tiyatrocu abimiz Sohban Koloğlu‘nun, daha önce İstanbul’a geldiğini, dekoratör olarak o dönemin en büyük yapım şirketlerinden biri olan Atlas Film‘de çalışmaya başladığını biliyordum.

Sohban’ın aracılığıyla senaryomu Atlas Film’e vermiştim. Okuyup cevap vermelerini beklerken neredeyse her gün Sohban’ın peşine takılıp Atlas Film platosuna devama başladım. Sohban yardımcılarıyla modern bir evin salonunu kuruyordu ve yardımcılarının başında Sohban’ın peşine takılıp İstanbul’a gelen Danyal Topatan da vardı. Yine berduş, yine yertsiz yurtsuz, üstelik o sıralarda esrarı fazla kaçırmaya başlamış. Olmayacak yerlerde uyuyup kalıyor.

yilmaz-guney-atif-yilmaz
“Solda atın üstündeki Yılmaz Güney, gözlüklü, kasketli ve beyaz gömlekli olan benim. Kameraman yanında Çetin Gürtop, ortadaki küçük kız Nesrin Topkapı, önde Danyal Topatan ve kameraman Mike Rafaelyan…”
(1959 yapımı, “Bu Vatanın Çocukları” filminin setinden bir kare)

Tam yönetmenlik hayalleri kurmaya başlamıştım ki, senaryomun kabul edilmediğini öğrendim. Arakon Kardeşler ve Şadan Kamil beni çağırıp, senaryomun fena olmadığını ama o sezon için bu tür bir film yapmak istemediklerini söylediler. Yıllar sonra Avni Dilligil aynı hikayeyi “Oğlum İçin” adıyla filme çekecektir.

Sohban’a bu defa, o sırada bir filme başlamak üzere olan Şadan Kamil’e asistanlık yapmak istediğimi söyledim. Konuşmuş… Cevap olumsuz… Şadan Bey’in yeni bir asistana ihtiyacı yokmuş. Anlaşılan o günlerden başlayarak, sinemaya kafama takmıştım.”

10 Mayıs 1995 – Milliyet

2. Bölüm Yarın; “Kıllı Tarzan Olur mu?”

Not: Atıf Yılmaz’ın soyadı Batıbeki’dir.

Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor 2. Bölüm; Hüseyin Peyda ile Diyarbakır’da
Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 3: Cahide Sonku ve Kaprisleri
Atıf Yılmaz Anılarını Anlatıyor Bölüm 4: Cahide Sonku’nun Çöküşü

Daha Fazla İlgili Makale Yükle
Load More By Haber Servisi
Yorumlara Kapalıdır.