90larda-cocuk-olmak

80’li ve 90’lı yıllarda çocuk olmak mı, yoksa bugün çocuk olmak mı? Bir kere sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, 90’larda çocuk olmak elbette çok daha güzel çok daha eğlenceliydi. Çünkü bizler hayatı sokaklarda öğrenen son çocuklardık. Küçük şeylerle mutlu olup, büyük hayaller kuran son nesildik bizler. Bugün çocuklarımızı gönül rahatlığı ile sokaklara salamıyoruz. Parka bile yalnız gönderemiyor, yanlarında beklemek zorunda kalıyoruz.

Peki 80’lerde ve 90’larda çocuk olmak ile bugün çocuk olmak arasında ne gibi farklılıklar var? Hadi şöyle bakalım birlikte.

Öncelikle teknoloji bu kadar gelişmiş değildi o yıllarda. En lüks oyuncaklarımız, tetris ve atarilerdi. Ateri salonlarında, aduket sesleri arasında oyunlar oynardık. Mortal Kombat, Street Fighter ve diğerleri…

Bugünkü çocuklar bu oyunları görünce dalga geçiyorlar. Bilgisayar, tablet ve cep telefonlarıyla geçiyor ömürleri. Tıpkı bugünkü bizler gibi… Teknoloji iyi bir şey mi, yoksa kötü mü, bunu tartışmayacağım. Söyleyeceğim şu ki, teknoloji acımasız bir canavar gibi, geçmişte kalan ne varsa bir çırpıda silip atıyor. Birkaç sene öncesi yaşadıklarımız bile, bir anda nostaljiye dönüşüyor.

En son sokakta ağaç dibine işeyen bir çocuğu ne zaman gördünüz? Bizler oyunumuz bölünmesin diye, tuvalete bile eve gitmez, bir ağacın, bir araba lastiğinin dibine işerdik. Bırakın tuvaleti, yemek için bile zaman ayıramazdık ki. Ekmeğin üstüne ev yapımı salça sürüp verirdi annelerimiz aç kalmayalım diye. Eve ancak sıçmak için giderdik. Haksız mıyım ama öyle değil miydi?

90’larda çocuk olmak; oyuna doymak…

Ha bir de akşam ezanı tabi! Akşam ezanı okunduğunda evde olmak şarttı çünkü o yıllarda. Akşam yemeğini ailece yer, ilkbahar ve yaz akşamlarında yemekten sonra soluğu yine sokaklarda alırdık.

Saklambaç en çok oynadığımız oyunlardan biriydi. Körebe, birdirbir, al satarım bal satarım, sek sek, ip atlamaca, yakar top, uzun eşek, dokuz taş, beş taş ve daha niceleri. Oyun hiç bitmezdi ki bizde.

90larda-cocuk-olmak-sokak-oyunlari
90’larda çocuk olmak, sokaklarda doyunca oynamak demekti…

Tabi bir de üç kornerin bir penaltı olduğu mahalle maçları. 90’larda çocuk olmak, en çok da mahalle maçları demekti. En şişmanın veya gözlüklü olanın kaleye geçtiği maçlar. Taş üstünden giden topun gol olup olmadığı tartışmaları, münasip olmayan bir yerimize top geldiğinde herkesin bir ağızdan “git çabuk işe” diye bağırdığı maçlar… En güçlü iki oyuncunun karşılıklı adım atmaları sonucunda belirlenirdi takımlar. Kaleci topu üç kere yere vurduğunda önünden açılman gerekirdi. Kaleden kaleye gol yoktu. Ya akşam ezanı, ya topun bir ağacın dallarında veya cam parçasıyla patlaması ya da topun sahibinin annesinin çağırması sonucunda sona eren mahalle maçlarını sizler de özlemiyor musunuz? Bazen mahallenin delikanlıları katılırdı top oynayan çocukların arasına ayaklarındaki kunduralarıyla. Topu bir dikerlerdi havaya, çoğu zaman toptan önce ayakkabıları fırlardı ayaklarından.

Böyleydi işte mahalle maçları! Bugünün çocukları bilgisayar başında maç yapıyorlar yazık ki! Hemen hemen bütün oyunları sanal ve ekran başında. Bizler gerçek oyunlarla oynayıp, hayatı oyunlar yoluyla öğrenen çocuklardık.

Yaz akşamlarında belediyenin aracı sokak sokak dolaşıp sinek ilacı sıkardı. Peşinden de bir grup çocuk heyecanla koşardık. İtfaiye bütün gün güneşin alnında yumurta pişirme kıvamına gelen sokakları sulardı akşamüstleri. Bütün mahalle akşam serinliğinde soluğu sokaklarda alırdı. Çul serip otururdu büyükler sokaklarda. Kadınların dedikodusu kulaktan kulağa yayılır, erkeklerin yanı başına aldıkları radyolardan gol sesleri yankılanırdı. “Evet sayın dinleyenler;  Gaziantep Kamil Ocak Stadı’nda 1-1’lik beraberlik devam ediyor. Söz yeniden merkezde. Evet merkez…”

90’larda öğrenci olmak

Öğrencilik nasıldı peki o yıllarda, bugünle kıyaslayınca? Elbette yine çok daha keyifli ve eğlenceliydi. Müzik dersinde öğrendiğimiz şarkıların yarısını bilmez bugünün çocukları…

“Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın…
Ali Babanın bir çiftliği var, çiftliğinde inekleri var…
Bir vatan bırakın, biz çocuklara, ıslanmış olmasın gözyaşlarıyla… Oynaya oynaya gelin çocuklar, el ele el ele verin çocuklar…
Mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu…
Neşeli ol ki genç kalasın, bu dünyadan da zevk alasın…
Kestane, gürgen, palamut, altı yaprak, üstü bulut, gel sen burda derdi unut, orman ne güzel ne güzel…
Tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar ormana, dönmeli yurdumda…
Daha dün annemizin, kollarında yaşarken, çiçekli bahçemizin yollarında koşarken…
Pazara gidelim, bir tavuk alalım, pazara gidip bir tavuk alıp napalım?”

Bu kadar şarkı yeter sanırım! Yetmez mi? Son bir şarkı hadi o zaman;
“Bir tek dileğim var mutlu ol yeter…”

90larda-cocuk-olmak-siyah-onluk-giymek
80’li yıllarda ve 90’lı yılların başlarında, siyah önlüklerle giderdik bizler okula…

Şaka şaka… İşte bu şarkıları öğrenirdik bizler okulda. Okula başladığımız ilk yıllarda, fiş defterlerimiz vardı Ali’nin ata bakıp, Oya’nın ip atladığı. Patates ve ip baskısı yapardık resim derslerinde. Sonra iş teknik, ev ekonomisi, tarım gibi derslerimiz vardı hayatı öğrendiğimiz. Bu derslerde yaptığımız el işleri, okulda sergilenir, evlerimizin duvarlarını, vitrinleri süslerdi. Sınıflarımızın arka duvarında, mevsimler tablosu, okul koridorlarında yangın kovaları ve kazma-kürek takımı bulunurdu mutlaka. Güzel yazı derslerinde divit uçlu kalemi hokkaya batırıp yazı yazar, elimizi yüzümüzü, mürekkeple boyardık. Mürekkep yalamış çocuklardık ne de olsa bizler…

82 doğumluyum ben. Siyah önlükle okudum. Bizden birkaç sene sonra gelenler mavi önlük giymişti. Kapkara önlüklerle, hayata rengarenk gülümsediğimiz o günleri sizler de çok özlüyorsunuz eminim ki!

90’ların televizyon programları; 90’larda en çok neleri izlerdik?

Çizgi filmler;

hugo-ve-tolga-abi
Hangimiz istemedik ki Hugo ile birlikte Hugoline ve çocukları kurtarmayı?

Sade ve sıradan evlerde yaşar, hayattan zevk alırdık. Evlerimiz genellikle sobalıydı. Işıldak, el feneri, gaz lambası ve mumlar, her an oyuna girmeye hazır yedek oyuncular gibiydi sık sık elektrik kesintilerinin yaşandığı o yıllarda. Üstünden dantellerin sarktığı tüplü televizyonlarımızdan, Minik Kuş, Edi ve Büdü, Kurabiye Canavarı, Kırpık gibi karakterle ekrana gelen Susam Sokağı, Tolga Abi ile Hugo, Fred Çakmaktaş ve karısı Vilma, Barney Moloztaş ve karısı Bety ile Taş Devri, yeğeni Peny’nin yardımı sayesinde başarıyla olayların arka yüzünü çözebilen Müfettiş Gadget, Kızılderili çocuk Yakari, kılıcını havaya kaldırıp, “gölgelerin gücü adına” diyerek kükreyen, kaplanı Atılgan ve yardımcısı Orko ile birlikte kötülerle mücadele eden He-man…

He-man’in kadın versiyonu She-ra, zengin çocuk Richie Rich, Afacan Dennis, önüne gelen her şeyi yiyip yutan Tazmanya Canavarı, zavallı tilki Coyote’yi “bip bip” diyerek peşinden deli gibi dolandıran Road Runner, Slyvester’ı her gördüğünde, “bir kedi gördüm sanki” diyerek kafesinde rahat durmayan Tweety, Donald Duck, altın ve paraların içinde yüzen Varyemez Amca ve yeğenleri, köpeği Rin Tin Tin ve atı Düldül ile banka soyguncusu Daltonlar’ın peşinden koşturan Red-Kit, sevimli köpek Snoopy, korkak olduğu kadar obur da olan bir diğer köpeğimiz Scooby Doo ve dostları, Şeker Kız Candy, Alp dağlarının eteğinde hepimizin hayalini kurduğu bir hayat yaşayan Heidi, Ayı Yogi ve en yakın dostu Bobo, Gargamel ve kedisi Azman’ın hedefindeki Şirinler, sevimli tavşan Bugs Buny…

Tek derdi bir dost bulmak olan ve kimseyi korkutmak istemeyen Sevimli Hayalet Casper, teknolojinin geleceği noktayı daha o günlerden bizlere anlatan Jetgiller, köstebek kardeşler Mogu Mogu, Arı Maya, yine bir kovalama macerasının iki kahramanı Tom ve Jerry, ıspanak sevdalısı Temel Reis, Tenten, Pembe Panter, muhteşem gülüşüyle Ağaçkakan Woody, birleşerek robot haline dönüşen Voltran, Evliya Çelebi ve eşeği Küheylan’ın şehirlerimizi tanıttığı yerli yapım Az Gittik Uz Gittik ve tabi ki sahanın sonuna bir türlü gelemeyen, kaleye şut çekene kadar saatlerce top sürükleyen Tsubasa… Şu anda aklıma gelmeyen diğerleri…

Diziler;

super-baba
Hala yeri doldurulamayan, o yıllara damga vuran ve çok sevilen yerli dizilerden biri; Süper Baba…

Sonra Bizimkiler, Süper Baba, Mahallenin Muhtarları, Çılgın Bediş, Memoli, Ayşen Gruda’nın başrolde oynadığı Ana, Kemal Sunal’ı dedektif rolünde izlediğimiz Bay Kamber, Uzaylı Zekiye, Perihan Abla, Kaynanalar, Gülşen Abi, Tatlı Kaçıklar, Bizim Aile, Bir Demet Tiyatro, Kaygısızlar, Sıdıka, Ferhunde Hanımlar, İnce İnce Yasemince gibi yerli dizileri izlerdik büyük bir keyifle…

kara-simsek
En sevdiğimiz yabancı dizilerden biriydi Kara Şimşek…

Yabancı dizilerden en çok, Alf, Kara Şimşek, Bizim Ev, A Takımı, Herkül, Zeyna ve Görevimiz Tehlike’yi severdik. Yerli filmlerde en çok Kemal Sunal’a gülerdik… Hala toplum olarak en çok ona gülüyoruz ya! Yalan Rüzgarı, Manuela, Rosalinda, Sabrina, Altın Kızlar gibi yabancı pembe diziler de çok izlenirdi o yıllarda.

Yarışma ve eğlence programları

carkifelek-tarik-tarcan-yasemin-kosal
Tarık Tarcan ve Yasemin Koşal’ın birlikte sunduğu Çarkıfelek…

Severek izlediğimiz televizyon programlarını hatırlıyor musunuz peki? Çetin Çeki’nin sunduğu müzik-eğlence programı Bir Başka Gece, Bülent Özveren’in sunduğu Banko, Halit Kıvanç‘ın o muhteşem sunumuyla Hadi Anlat Bakalım, Erkan Yolaç ile Evet Hayır, Cenk Koray ile Tele Kutu, Mustafa Yolaşan’lı Şans Yolu, Tarık Tarcan ve Yasemin Koşal’lı Çarkıfelek, Güner Ümit’li Turnike, Mehmet Ali Erbil’li Gol Şov, Behçet ve Süheyl Uygur kardeşlerin sunumuyla Şahane Pazar, Reyting Hamdi, birbirinden ciddi jüri üyeleriyle Bir Kelime Bir İşlem, Serhat Hacıpaşalıoğlu ile Riziko, Erol Evgin ile Süper Aile, Levent Kırca ve Oya Başar’la Olacak O Kadar, Televole, Akın Akın Kompela, Teksoy Görevde, Rüstem Batum ile Plastip Şov ve elbette çocukların sevgilisi Barış Manço ile 7’den 77’ye ve Dönence…

Bugünkü tv programları ve dizilerle kıyaslayınca, televizyonlarda yayınlanan program, dizi ve yarışmalarda bile belirli bir seviye vardı. Hayatın içinden, bizi bize anlatan dizilerdi o günlerde izlediğimiz diziler. Çünkü mütevazi ve samimi hayatlar yaşıyor, komşularımızı tanıyor ve en önemlisi de biliyorduk…

90’larda çocuk olmak; müziğe doymak…

90larda-cocuk-olmak-90larin-muzikleri
Karışık kaset doldurmak için, elimizde liste ile kasetçiye gittiğimiz yıllar…

Ve tabi 90’lar, Türk Pop Müziği’nin altın çağı… O kadar çok şarkıcı var ki o yıllara damga vuran, tek tek anlatmaya kalksak birkaç saatlik video çekmemiz gerekebilir… Barış Manço tek başına birkaç saatimizi alabilir sadece üstünkörü anlatmaya kalksak…

Cem Karaca, Sezen Aksu, Edip Akbayram, Zülfü Livaneli, Erkin Koray, Fikret Kızılok, Doğan Canku, Bülent Ortaçgil, Nilüfer, Nükhet Duru, Osman Yağmurdereli, Kamil Sönmez, Zerrin Özer, Ajda Pekkan, Seyyal Taner, Harika Avcı, Mazhar Fuat Özkan, Üç Hürel, Atilla Atasoy, Grup Gündoğarken, Yeni Türkü, Bulutsuzluk Özlemi, Erol Evgin, Moğollar, Kayahan Acar, Alpay, Akrep Nalan, İlhan İrem, Hurşit Yenigün, Özdemir Erdoğan, Ezginin Günlüğü, Selda Bağcan, 90’lardan önce müzik hayatı başlayan, 90’lı yıllarda da yükselişi devam eden, şarkıcı ve müzik gruplarının başında geliyor.

Hakan Peker, Soner Arıca, Harun Kolçak, Sertap Erener, Levent Yüksel, Yonca Evcimik, Aşkın Nur Yengi, Leman Sam, Zuhal Olcay, Nazan Öncel, Kenan Doğulu, Ozan Doğulu, Ozan Orhon, Tarkan Tevetoğlu, Yaşar, Mustafa Sandal, Oya&Bora, Ege (gerçek adı Levent Ak’tır), eğlenceli şarkıları ile Grup Vitamin…

Ercan Saatçi, Demet Sağıroğlu, Fergan Mirkelam, Murat Kekilli, Murat Göğebakan, Rafet El Roman (gerçek adı Rafet Yaşdut’tur), Çelik Erişçi, Erdal Çelik, Ufuk Yıldırım, Ufuk Bigay, Ayna Grubu, Grup Destan, Kargo, Ali Güven, Rengin, Hazal, İzel Çeliköz, Emel Müftüoğlu, Tayfun Duygulu, Aylin Livaneli, Kerim Tekin, Candan Erçetin, Gökhan Kırdar, Ferda Anıl Yarkın, Burak Kut…

Daha bitmedi ki!

Rengin Karaca, Sibel Alaş, Asya, Serdar Ortaç, Grup Laçin, Athena, Zafer Peker, Sinan Özen, Suat Suna, Pınar Aylin, Zeynep Türkeş, Birkaç İyi Adam, Çıtır Kızlar, Sibel Bilgiç, Bora Öztoprak, Ümit Sayın, Sibel Tüzün, Deniz Arcak, Niran Ünsal…

Onur Mete, Metin Arolat, Seçil, Seden Gürel, Grup Merdiven, Şebnem Ferah, Feridun Düzağaç, Teoman, Can-Kat, Emre Matraş, Burcu Güneş, Cemali, Gülşen, Deniz Seki, Emre Altuğ, Fatih ve Sinan Erkoç kardeşler, Yıldız Tilbe, Zeynep Dizdar, Yonca Lodi, Af Grubu, Düş Sokağı Sakinleri, Metin&Eda Özülkü, Aykut&Hakan&Ayşe…

Mutaf, Gülay, Jale, Tufan Kıraç, Nalan, Cartel Grubu, Kim Bunlar, Ajlan&Mine, Bendeniz, Ayşegül Aldinç, Rüya Ersavcı, Meyra, Gökhan Tepe, Tuğrul Arsever, Grup Eylül, Göktan Çelikiz, Yeşim Salkım, Şebnem Paker, Göksel, Umay Umay, Baha, Tuğçe San, Eda Berker, Ebru Gündeş, Mansur Ark, Barbaros Hayrettin, Raga Oktay, Bora Gencer, Burak Aydos, Haramiler, Beyaz Önlük, Özlem Tekin, Şahsenem…

Haluk Levent’in Anadolu Rock akımını, “Yollarda” isimli albümü ile farklı bir boyuta taşıdığı senelerdi. Mahsun Kırmızıgül (gerçek adı Abdullah Bazencir), Alişan (gerçek adı Serkan Tektaş), Doğuş, Özcan Deniz, Ciguli, Coşkun Sabah, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Mahmut Tuncer, Mustafa Topaloğlu, Müslüm Gürses, Küçük Emrah, Yavuz Bingöl, İbrahim Tatlıses, Ömer Danış ve İbrahim Erkal gibi daha birçok fantezi ve arabesk müzik sanatçısı… Efkan Şeşen, Hakan Yeşilyurt, Musa Eroğlu, Volkan Konak, Şükriye Tutkun, Pınar Dilşeker, Kubat, Onur Akın, Cansu Koç, Ahmet Kaya, Suavi, Tolga Çandar gibi onlarca türkücü ve özgün müzik sanatçıları…

Elimizde liste ile karışık kaset doldurtmak için, kasetçilerin yollarını epeyce arşınladık hepimiz öyle değil mi? Teypte ve walkmanlerde dinlediğimiz kasetlerin bandı sarınca, elimize kalem alıp, kaseti sarmaya çalıştık hepimiz…

Anlatmakla bitmiyor gördüğünüz gibi… Bugünün çocukları müzik adı altında, yozlaşmış bir gürültüye maruz kalıyor. Sadece çocuklar değil elbette, bizler de öyle. Şahsen hala 60’lı, 70’li, 80’li ve 90’lı yıllara ait şarkıları dinliyorum ben. 2000’den sonra piyasaya çıkan şarkıcıların ise çok azını dinleyebiliyorum…

O büyülü yıllarda, 90’larda çocuk olmak;

90larin-oyuncaklari
90’lı yıllara özgü oyuncaklar…

Oyuncaklarımız bile kendi üretimimizdi genellikle. Kız çocuklarının bebekleri bezden, mutfak gereçleri çamurdandı. Kamış, tahta parçaları, çiviler, teller oyuncak yapmaya yeterdi bize. Hayal dünyamızı zenginleştirirdi kendi imalatımız oyuncaklar. Uçurtmayı hazır almazdık mesela. Kendimiz yapardık. Anca bayram harçlıklarımızla bakkala veya oyuncakçıya koşar, mantar tabancası, çata pat, torpil, kız kaçıran, solo test, topaç, misket/bilye/meşe, bisiklet süsleri, su tabancası, laklak, pervane, plastik araba, traktör filan alırdık. Sapanlar elimizden hiç düşmezdi. Kız çocuklarıysa en çok sanal bebeğe para verirdi. Evde kalmadığı için, elimizde bir fincan ile birlikte, tuz, şeker, yağ vb. istemek için komşumuzun kapısını çaldığımız o günlerde, mahalle maçlarını kames topla yapardık…

Bilhassa bayram ve yılbaşı arifelerinde kartpostal atardık uzaklardaki sevdiklerimize. Yılbaşı öncesi simli kartpostal seçerdik kırtasiyelerden heyecanla. Ellerimizde boy boy jetonlarla, telefon kulübeleri önünde sıranın bize gelmesini beklerdik. Bugünlerde mobil uygulamalardan gelen ve birkaç dakika geçmeden çoğu zaman okuma zahmetine bile katlanmadan silip attığımız kopyala yapıştır mesajlar mı daha samimi, yoksa o yıllarda gönderilen kart ve mektuplar mı? Babam asker arkadaşından gelen kartpostalı hala dükkanında saklıyor.

Bakkaliye;

leblebi-tozu
Leblebi tozu yerken boğulma tehlikesi geçirmeyenimiz yoktur herhalde…

Bisküvi arası lokum en lezzetli yiyeceklerimizden biriydi bizim. Leblebi tozu yerken boğulma tehlikesi geçirmeyenimiz yoktur herhalde. Yumiyum, Cino, Çokomel, pamuk, elma ve horoz şekeri, ay dede, tombi gibi bakkaliyeler, sulugöz, cicoz, turbo, tipi tip, şıpsevdi sakızlar, küçük poşetlerdeki kolonyalar ve daha niceleri… Seyyar satıcılar, overlokçular, nayloncular, dönme dolapçılar, sokakta ayı oynatan amcalar…

Gazoz kapağı ve pul koleksiyonu yapar, cipslerden çıkan tasolarla oynardık. Tazmanya Canavarı ve Bugs Buny’li taso, en sevdiğimdi benim. Gazoz kapaklarından fırfır da yapardık, sokaklarda mermer taşlarla oyunlar da oynardık…

Hadi şimdi bir de siz düşünün! Teknolojik cihazlara esir ettiğimiz  kendi çocuklarımızı getirelim gözlerimizin önüne… Bir de, elektriklerin sık sık kesildiği o yıllarda, sobanın üstünde kestane pişerken, mandalina kabuğunun kokusu, sobanın üstünden buram buram yayılırken, akşamları bizlerle gölge oyunları oynayan anne-babalarımızı getirelim gözlerimizin önüne… Şu meşhur tavuklu saatlerin zamanı nasıl da alıp götürdüğünü anlayamazdık bile… Sizce bugün mü çocuk olmak daha güzel ve eğlenceli, yoksa eskiden mi daha eğlenceliydi, kararı hadi siz kendiniz verin…

Kendi fikrimi en başta da söylemiştim; 90’larda çocuk olmak kesinlikle çok daha güzeldi…

İçinizdeki çocuk hiç büyümesin, hep çocuk kalsın… Siz siz olun içinizdeki çocuğu her daim yaşatın… Sevgiyle, sağlıcakla kalın…

Pedagog Ercüment EŞSİZ

ercument-essiz-90larda-cocuk-olmak
90’larda Çocuk Olmak, tüm kitap satış sitelerinde… Kitapçılardan isteyiniz…

Ayrıca, 90’larda Çocuk Olmak isimli kitabımızı aşağıdaki linkten satın alabilirsiniz;
Ercüment Eşsiz-90’larda Çocuk Olmak

Not: Bizim unuttuğumuz çizgifilm, yerli/yabancı dizi ve şarkıcıları, 80’li ve 90’lı yıllara ait diğer güzellikleri, aşağıdaki yorum bölümünden bizlerle paylaşabilirsiniz…

Youtube kanalımıza abone olup, okumuş olduğunuz metne benzer birçok videoyu izleyebilirsiniz;

Daha Fazla İlgili Makale Yükle
  • eski-bayramlar

    Özlemle Yeniden Soralım: Nerede O Eski Bayramlar?

    Her ramazan ve kurban bayramı gelip de çattığında, pek çoğumuzdan, kulaklarımızın aşina ol…
Load More By Ercüment Eşsiz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunu da Kontrol Edin

Özlemle Yeniden Soralım: Nerede O Eski Bayramlar?

Her ramazan ve kurban bayramı gelip de çattığında, pek çoğumuzdan, kulaklarımızın aşina ol…